23 Ağustos 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.


                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).



UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Şubat 2017

Batılılar's Karma

Bu yılla birlikte beş sene olacak, Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye yok. Türkiye yer almayınca hâliyle ülkedeki ilgi de azalıyor; ama ben yine de ilgilenmeye devam ediyorum. Adını isterseniz hastalık koyun, yapacak bir şey yok. Ayrıca, bu senenin kazananı da şimdiden belli oldu aslında (kazanamazsa gelin beni... neyse). Benim görevim de, yarışmanın kazananını —üstelik iki ay öncesinden— sizlere tanıtmak.


Geçtiğimiz Cumartesi, Sanremo Şarkı Yarışması’nın finali vardı. Hayatımda ilk defa bir şarkı yarışmasında desteklediğim şarkı kazandı. Tabii bu da beni düşüncelere sürükledi, ya bende yolunda gitmeyen bir şeyler olmalı ya da bu şarkıya oy verip onu birinci yapanlarda; çünkü genelde toplumun çoğunluğuyla bu konularda pek anlaşamıyorum, mâlum. Neyse, bu seferliğine anlaşmış olduk sanırım. Ancak bu anlaşma, zevklerin çakışmasına değil de daha başka sebeplere dayanıyor galiba.

Öncelikle şarkının videosunu şuraya koyayım:


Yüzeysel bir dinleyişle şarkı aşırı ‘trash’ geliyor kulağa önce; tam da bu yüzden ‘kitleleri’ kolayca yakalıyor. Sözlerinin ne anlama geldiğinden biraz bahsedeceğim ama sözleri tamamen farklı olsaydı bile muhtemelen kazanırdı Sanremo’yu (İtalyanca bilmeyen Eurovision fanlarının bile şimdiden şarkının üzerine atlamış olması da bunu gösteriyor zaten  — videonun altındaki yorumlara dikkat), ama o durumda benim gönlümü kazanabilir miydi? Orası şüpheli.

Bir insan tipi vardır, gündelik hayatını ‘medeni bir Batılı’ gibi yaşar, sekülerdir, muhtemelen agnostiktir; ancak spiritüalizme de ilgisi vardır ve bu ilgisini, kendini Uzak Doğu dinlerinin pratiklerine vererek gösterir. Söz konusu dinlerin felsefelerini pek kavrayabilmiş değildir; sadece birkaç ritüeli uygulamaya çalışır, bunun yanında kulaktan dolma üç beş kavram öğrenip onları satar çevresine. Hâliyle bu ilgi, yüzeysel olmaktan öteye geçemez. Bu insan tipinden pek (aslına bakarsanız hiç) hoşlanmadığımı beni tanıyanlar bilir (beni tanıyanların bildiği başka bir şey, hoşlanmadığım insan tiplerinin listesini yapsam o listenin Everest’in tepesine kadar ulaşacağıdır). İşte şarkı temelde bu insan tipini ve bunun yanında İnternet çağının pseudo-entelektüellerini tiye alıyor. Bir yandan şarkının kendisi de (belki mecburen) ‘süpermarket felsefesi’ yapıyor, ama bunu yaparken ‘süpermarket felsefesi’ yapanlarla da epey güzel dalgasını geçiyor. Bu nedenle şarkıda beni asıl çeken şey, en azından başlangıçta, sözleri oldu. Genel dinleyiciyi ilk dinleyişte avucunun içine alan da sanıyorum melodi, düzenleme ve koreografi oldu. Canlı performans(lar)ın ikinci yarısında sahneye çıkan goril ve Gabbani ile gorilin beraber yaptıkları dans olmasaydı şarkı bu kadar ilgi çeker miydi, ondan da emin değilim.


Şarkı ilk dinleyişte (yahut yüzeysel bir dinleyişle) ‘trash’ tınlıyor, demiştim. Bana sorarsanız birkaç dinleme sonrasında şarkının melodisi ve düzenlemesinde de pek çok şeyi takdir etmeye başlıyorsunuz, en azından ben başladım. Takdir ettim. Takdirimi verdim. En çok takdir ettiğim şey ise, belki ilginç gelecek ama, şarkıyı bilinçli olarak trashleştirme çabasıydı. Çünkü onun altında da ayrı bir hiciv yattığını düşüyorum. Yatan hicivleri severim. Yatan hicivler her şeyimizdir, onları korumalıyız.

Kalabalık haykırır bir mantra
Evrim olur sana mavra
Çıplak maymun başlar dansa
Batılılar’s Karma
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...