14 Şubat 2013

Şarkı: Elio e le Storie Tese - La canzone mononota (2013)



La canzone mononota: Tek notalı şarkı.

İddia ediyorum, bu şarkı son otuz yılda üretilmiş en güzel, en eğlenceli, en zeka dolu, en basit, en karmaşık, en muhteşem şarkı!

1981'de doğdum ben. Bilinçli olarak ilk müzik dinleyişim sanırım 5 yaşıma falan denk gelir. Dalida'nın "Le petit gonzales" 45liğini pikaba takar, dinler, dans eder, bağıra çağıra eşlik ederdim. O günden bu yana yüz binlerce şarkı dinledim; kimi ben doğmadan önce, kimi doğduktan sonra kaydedilmiş. Ben kendimi bilmeden önce kaydedilmiş şarkılar arasında beni çok çok heyecanlandıran şarkılar oldu. Kendimi bildikten sonra kaydedilmiş şarkılar arasında da heyecanlandıklarım az değildi. Ancak bilinçli olarak müzik dinlediğim o ilk günden bu yana üretilmiş olan şarkıların hiçbiri beni Elio e le Storie Tese'nin bu şarkısı kadar heyecanlandırmadı. Şarkıyı saatlerdir tekrar tekrar dinliyorum, bir yandan da bunları yazmaya çalışıyorum.


Kendimi bildim bileli müzik yarışmaları hep ilgimi çekmiştir. Katılan şarkıcılar ve şarkıları ne kadar dandik olursa olsun müzik yarışmalarını takip etmeden duramam. Son birkaç yıldır Sanremo da takip etmeden duramadığım müzik yarışmalarından biri hâline geldi. Evet, şarkıların %90'ı (belki de daha fazlası) bir halta benzemiyor. Hiçbir yenilik, orijinallik, heyecan; hiçbir şey yok. Fakat işte bir şeylerin değiştiği gün bugündür.


Elio e le Storie Tese'yi üç yıl kadar önce tanıdım. O zamandan beri dinler, keşfeder, anlamaya çalışır, anladıkça eğlenir, eğlendikçe daha çok dinler, dinledikçe daha çok hayran kalırım. Elio (gerçek adıyla Stefano Belisari), benim gözümde hem müzikalite yönünden hem de mizahi yönden ancak Frank Zappa'yla karşılaştırılabilir (ki Elio en büyük etkilenim kaynağının Frank Zappa olduğunu da ifade etmiştir) ve o karşılaştırmayı da açık ara önde bitirir (boynuz kulağı geçmiştir?). İşte bu adam ve muhteşem insanlardan/müzisyenlerden oluşan grubu, 1996'da Sanremo'ya "La terra dei cachi" isimli şarkıyla ve harika şovlarıyla katılmışlardı. Tabii ben bunu sonradan keşfettim, birkaç yıl önce. Birinci olamadılar, ikinci oldular; ama belki de Sanremo tarihinin en çok ses getiren üç beş performansından birini gerçekleştirmişlerdi. Bu sene de katılacaklarını duyduğumda ciddi anlamda heyecanlanmıştım. İki şarkıyla katılıyorlardı: "Dannati Forever" ("Forever Lanetliler") ve "La canzone mononota" ("Tek Notalı Şarkı"). İki şarkının da yalnızca isimleri bile merakımı iyice artırmaya yetti. Özellikle "La canzone mononota"yı bekliyordum. Gerçekten de tek notalık bir şarkı mı yapacaklardı? O kadar deli miydi bu adamlar? Peki nasıl olacaktı bu iş?


Bu gece bu sorunun yanıtını aldım. Şarkı başladı; ama hayır, tek notalı değildi! 35 saniye geçti, hayalkırıklığına uğramak üzereydim ki, her şey birden değişti. Meğer ilk 35 saniye yalnızca bir başlangıç, bir giriş, bir şaşırtma imiş. Eh, zaten ilk 35 saniyede şunları söylüyordu Elio: "Hayat boyu çaba sarfetmek, nadir işlemelerle dolu parçalardan oluşan bir melodi kuruntusunun peşinde; ama sonra fark edersin sana yeteceğini yalnızca bu çok güzel tek notanın". Şarkının geri kalan kısmında, evet, o tek nota, o harikulâde tek nota her şeye yetmişti! Ağzım açık, şaşırarak, heyecanlanarak, gülerek, eğlenerek, müzikal basitliğin ve karmaşıklığın aynı anda bir arada bulunmasından büyülenerek dinledim. Sözleriyle beraber adeta bir müzik dersiydi bu! Bu kadar harika bir fikir, ancak bu kadar muhteşem bir şekilde hayata geçirilebilirdi. Şarkının melodisi yalnızca tek nota üzerinden ilerliyordu, diğer yandan ritimler değişiyor, akorlar değişiyor, hız değişiyor, majörlerden minörlere geçiliyor, orkestra hayvani bir şekilde çalıyor, her şey değişiyordu; ama melodi sabitti: tek bir nota.


İki saati geçti sanırım, şarkıyı aralıksız tekrar tekrar dinliyorum, gülmekten geberiyorum, dehaya şaşırıyorum, müzikaliteye şapka çıkarıyorum, kendimden geçiyorum: son 30 yılda üretilmiş en güzel, en eğlenceli, en zeka dolu, en basit, en karmaşık, en muhteşem şarkı işte bu!

‘La canzone mononota’ - Elio e le Storie Tese

Şarkıyı sözlerle birlikte takip etmek alınacak zevki fazlasıyla katlayacaktır. O nedenle önce orijinal İtalyanca sözleri, hemen ardından da biraz önce yaptığım Türkçe çeviriyi (köşeli parantez içindeki bazı ilave açıklamalarla birlikte) ekliyorum.

Condurre un'esistenza di sforzi
Tallonando la chimera di una melodia composita
Gremita di arzigogoli rarissimi
Che poi alla fine scopri
Che ti bastava quella nota sola
Bellissima

Che sciocco non aver pensato prima
Alla canzone mononota
Una canzone poco nota
Che si fa con una nota
E quella nota è questa

E' la canzone mononota
Puoi cambiare il ritmo
Puoi cambiare la velocità
Puoi cambiare l’atmosfera
Puoi cambiare gli accordi
La puoi fare maggiore, minore, eccedente, diminuita
Puoi cambiare il cantante
Puoi cambiare l'argomento
Puoi cantarla da solo
Puoi cantarla tutti insieme con il coro
Puoi farla fare all'orchestra
Mentre ti prendi una pausetta
Puoi cambiare la lingua
For example you can sing it in english
Auf deutsch, en français, en español,
In cinese: "unci, dunci, trinci…"
Quante cose che puoi fare
Senza cambiare la nota!
Puoi cambiare l'ottava
Puoi cantare all'ottava bassa
Puoi far finta che sia finita

Ma se non sei in grado neanche
Di cantare la canzone mononota
Ti consigliamo di abbandonare il tuo sogno di cantante
Se sei un cantante virtuoso
Stai attento
Che qui basta che fai: "heheiiiheeeiieeehaaa"
E sei fuori

La canzone mononota
Che non scende a compromessi
E se lo fa il compromesso è piccolo
Tipo questo
La canzone mononota
Ha avuto i suoi antesignani
Uno su tutti: rossini, bob dylan, tintarella di luna
E' anche facile da fischiettare
Democratica, osteggiata dalle dittature
Fateci caso: l'inno cubano è pieno di note
C'è poi il samba di una nota sola
Ma, se ascolti attentamente, dopo un po' cambia:
Jobim non ha avuto le palle di perseguire un obiettivo
Non ci ha creduto fino in fondo
Invece noi


***

Türkçesi:

Hayat boyu çaba sarfetmek
Nadir işlemelerle dolu parçalardan oluşan
Bir melodi kuruntusunun peşinde
Ama sonra fark edersin sana yeteceğini
Yalnızca bu çok güzel
Tek notanın

Ne kadar da şapşalım daha önce düşünemediğim için
Tek notalı şarkıyı
Tek bir notayla yapılan
Az tanınmış bir şarkıyı [burada şair "nota" sözcüğüyle oynuyor esasında, "essere noto/a" italyancada "tanınmış olmak" anlamına geliyor, şair şu iki dizeyi yazmış: "una canzone poco nota / che si fa con una nota" ("tek notayla yapılan az tanınmış bir şarkı")]
Ve o nota işte bu

Bu, tek notalı şarkı
Ritmi değiştirebilirsin [burada ritim değişiyor]
Hızı değiştirebilirsin [burada hız değişiyor]
Atmosferi değiştirebilirsin [burada atmosfer değişiyor]
Akorları değiştirebilirsin [burada akorlar değişiyor]
Şarkıyı majör, minör, artık, eksik yapabilirsin [söylenenler aynen yapılıyor]
Şarkıcıyı değiştirebilirsin [şarkıcı değişiyor]
Konuyu değiştirebilirsin [konu değişmiyor bak, oradan sınıfta kaldılar ahah]
Tek başına söyleyebilirsin [tek başına söylüyor]
Bir koroyla birlikte söyleyebilirsin [koroyla söylüyor]
Orkestraya çaldırabilirsin [orkestraya çaldırıyor]
O arada kısa bir mola verirsin [mola veriyor]
(Ah ne güzel bu kahve
Hmm ne güzel hiçbir şey yapmamak)
Lisanı değiştirebilirsin
For example you can sing it in english [görüldüğü üzere]
Auf deutsch, en français, en español,
Çince: "birçi, kiçi, üççi..."
Ne kadar da çok şey yapabilirsin
Notayı değiştirmeksizin!
Oktavı değiştirebilirsin [bir üst oktavdan söylüyor]
Bir alt oktavdan söyleyebilirsin [bir alt oktava geçiyor]
Şarkı bitmiş gibi yapabilirsin [şarkı bitmiş gibi yapıyor]

[şarkının Sanremo performansında (ki şu an elimizde bulunan tek performans o) bu noktada seyirciler alkışlamaya başladı, ancak Elio şöyle dedi: "anlamadınız, yalnızca şarkı bitmiş gibi yaptım"]

Fakat eğer tek notalı şarkıyı bile
Söylemeyi beceremiyorsan
Sana şarkıcı olma hayallerini bırakmanı tavsiye ederiz
Virtüöz bir şarkıcıysan eğer
Dikkatli ol
Ki burada "ennaa hiaa hiaay" yapman yeter
Ocak dışı kalman için

Tek notalı şarkı
Uzlaşmaya varmaz
Eğer uzlaşsa bile küçük bir uzlaşmadır
Bunun gibi ["bunun gibi" = "tipo questo", burada "questo"yu bir ses aşağıdan söylüyor]
Tek notalı şarkının
Öncüleri vardı
Hepsinden öte: Rossini, Bob Dylan, Tintarella di luna [Gioachino Rossini'nin Giyom Tell uvertüründeki tekrarlara, Bob Dylan'ın şarkı söyleme stiline ve 1959'da Mina'nın meşhur ettiği "Tintarella di luna"ya gönderme yapıyor]
Islıkla çalması da kolay [ıslıkla çalıyor]
Demokrat, diktatörlüklere karşı
Dikkat edin: Küba milli marşı nota kaynıyor [bu noktada Küba milli marşından bir bölüm çalınıyor, bir diktatörlüğe yakışır şekilde hakikaten de ortalık notadan geçilmiyor, halbuki tek notalı şarkı diktatörlüklere karşı]
Sonra tek notalı samba var [Antonio Carlos Jobim'in Samba de uma nota só (Tek Notalı Samba) şarkısına gönderme yapıyor]
Ama dikkatle dinlersen biraz sonra değişiyor:
Jobim bir amacı takip edecek kadar taşaklı değildi
Tamamen inanmadı
Ama biz aksine
İnandık!

8 Şubat 2013

Şarkı: Faith, Hope & Charity - Disco Dan (1975)

Bazı şarkıların bir dehânın mı, yoksa yalnızca ticarî bir zekânın mı ürünü olduğuna karar vermekte güçlük çekiyorum. Faith, Hope & Charity'nin "Disco Dan"i de bu şarkılardan biri. Ticarî zekâ dedim ama, aslında bu şarkı hiçbir ticari başarı yakalayamıyor; grubun da kendi tarihinde herhangi ciddi bir hiti olduğu pek söylenemez. Evet, 1975 tarihli "To Each His Own var"; R&B listelerinde 1 numaraya, Dance listelerinde 15 numaraya, Billboard Hot 100'de ise 50 numaraya kadar yükselmiş, bence öyle aman aman bir şarkı değil. Neyse, konumuz da o şarkı değil zaten.


"Disco Dan" 1975 tarihli Faith, Hope and Charity isimli albümde bulunuyor. İlk olarak yine aynı sene bir 45liğin B yüzü olarak yayımlanmış, 1976'da bu sefer bir de A yüzü olarak yayımlamışlar. Muhtemelen "abi bu şarkı hit olmak için gereken tüm özelliklere sahip, haydi haydi!" denerek yayımlanmıştır. Hakikaten de 1975-76 senelerinde bir hit olmak için lâzım gelen tüm özellikler var şarkıda. İşte tam da bu nedenle bir dehânın mı, yoksa yalnızca ticarî bir zekânın mı ürünü olduğuna karar veremiyorum. Belki de ikisi birden. Fakat hak ettiği ticarî karşılığı bulamamış bu şarkı.

Daha da kişisel fikirlerime/hislerime gelecek olursak: bir kere hem saçmasapan sözlere, hem görünüşte neşeden ölen bir melodiye ve düzenlemeye sahip olup hem de alttan alta tuhaf bir melankoli saçmayı beceren şarkıları seviyorum. "Disco Dan" benim için o şarkılardan biri. Aslında Amerikalı (hem de Floridalı) siyah bir grup için çok fazla 'Avrupalı' tınlıyor şarkı. Adeta bir Euro Disco şarkısı, hatta o 'Eurovision kemanları' ile bir Eurovision şarkısı bile olabilirmiş. Bahse girerim ki eğer Avrupa'da iyi bir tanıtımla yayımlansaydı bu 45lik, sallardı diskoları.

Bazı şarkılar vardır, seversiniz; ama sevmenizin doğru olup olmadığını sorgularsınız. Bu şarkı onlara bir örnek teşkil edebilir belki. Ha artık benden geçti onlar, guilty pleasure diyor gâvur; ben yalnızca pleasure diyorum, neden suçluluk duyayım hasta mıyım? Al sen de dinle, belki seversin.


30 Ocak 2013

Basit bir bas yürüyüşünün serencamı

Şarkılar arasındaki bağlantıları bulmayı veya şarkılara bağlantılar atfetmeyi seviyorum. Bir şeyler dinlerken bir şekilde başka bir sürü şeyle bağlantı kuruyorum, ama genelde sonradan bunları unutup duruyorum. Yeni bulduğum/kurduğum bir bağlantı daha zihnimin karanlık kuytularında yok olup gitmeden önce gecenin şu saatinde bir şeyler yazasım geldi.

Ben E.King'in fazlaca meşhur şarkısı Stand by Me'yi bilmeyen yoktur. Jerry Lieber ve Mike Stoller'ın eski bir gospel şarkısından esinlenerek yazdığı şarkının bas yürüyüşü de, herhalde dünyadaki en meşhur bas yürüyüşlerinden biridir. Bunu da hakediyor aslında, kontrbasın o kuru tonuna kurban:


Aslına bakılırsa bu şarkıyı "sek" sevmem pek; fakat bağlantılar bağlantılar... Bir şekilde yeniden dinletip, insana bazı şeyleri takdir ettiriyor. 

"It's All Over Now, Baby Blue", bir Bob Dylan şarkısı. Orijinal hâliyle de gayet güzel olan 1965 tarihli bu şarkı, 1966 yılında Them ve Van Morrison'ın ellerinde, ayaklarında ve gırtlağında büyülü bir şeye dönüşüyor:


Ve evet, işte o bas yürüyüşünün hafifçe değiştirilmiş hâli. Oldukça şık bir gönderme, güzel bir selam. Açıkçası bunun oldukça bilinçli bir "hareket" olduğunu düşünüyorum. 

Aradan bir iki yıl daha geçiyor. Bu sefer The Zombies alıyor sazı eline. Şu cihanda hâsıl olmuş en şahane üç beş psychedelic albümden biri olan Odessey & Oracle'da da kendine yer bulan Time of the Season çıkıyor ortaya, yine o bas yürüyüşünün yankıları çalınıyor kulaklara:


Aslında The Zombies'in "Time of the Season"ıyla Ben E. King'in "Stand by Me"si arasında bir bağlantı olabileceğini yarım saat öncesine kadar hiç düşünmemiştim, ki her iki şarkıyı da handiyse çeyrek asırdır demeyeyim de, çeyrek asrın yarısından birkaç yıl daha fazla bir zamandır bilirim, dinlerim. Daha doğrusu Ben E. King'in "Stand by Me"sine daha ziyade "denk gelirim", The Zombies'in "Time of the Season"ını ise sindire sindire dinlerim. Demek ki bu bağlantıyı kurmam için muhtaç olduğum "kayıp halka", Them'in "It's All Over Now Baby Blue" yorumunundaki asil basta mevcut imiş.

27 Ocak 2013

Ev


POLONYA - 1948 - Bir toplama kampında büyümüş bir kız çocuğu, Teresa, hastanenin psikiyatri kliniğinde bir "resim" çiziyor. Doktoru ondan bir "ev" çizmesini istiyor. Teresa da "ev"den anladığı şeyi bu şekilde ifade ediyor.

***
27 Ocak 1945'te Auschwitz Toplama Kampı, Sovyet askerleri tarafından Nazilerin elinden kurtarılır. Bundan 50 yıl sonra ise bu tarih Birleşmiş Milletler tarafından "Uluslararası Yahudi Soykırımı Kurbanlarını Anma Günü" (veya "Uluslararası Holokost Kurbanlarını Anma Günü") olarak belirlenir. O günden bu yana soykırım kurbanları bu tarihte anılıyor. Söz konusu gün, Birleşik Krallık ve İtalya'da ulusal bir kimliğe de sahip.

19 Ocak 2013

Motor Şehri Müptelaları



Bilen bilir, şu dünyada en sevdiğim 3-5-7-9 şeyden biri Motown'dır. Nedendir bilinmez, onca işin gücün arasında, bugünlerde Motown'ın "altın çağ"ı sayılan 1959-1972 arasında yayımlanmış tüm Motown 45liklerini kronolojik sırayla yeniden dinleyip bir "en güzel Motown şarkıları" listesi hazırlamaya çalışıyorum. Hâliyle şarkıları dinlerken arada şarkılar hakkında kim ne demiş, neler olup bitmiş, kim kiminle nerede nasıl bilgilerini edinmek üzere sevgili Google'ı da ziyaret ediyorum.

İşte bu ziyaretlerimin birinde harikulade bir bloga rastladım. Galli bir kardeşimiz ("Gal" mi denir yoksa?) üşenmemiş, 2009 yılında bir "proje"ye başlamış. Bütün Motown şarkılarını 1959 yılından başlayarak, yine kronolojik bir sırayla "kritik" ediyor. Öyle böyle değil yalnız, hani bir iki cümleyle geçiştirmiyor, her bir şarkı hakkında sayfalarca döktürüyor. Bazı noktalarda kendisine pek katılmasam da, çoğunlukla yazdıklarını beğeniyor ve çabasını büyük bir takdirle karşılıyorum. 3,5 yıl içerisinde A ve B yüzleri dâhil olmak üzere şimdilik 293 45liği (toplamda 574 şarkıyı) kritik etmiş. Henüz 1965 yılının ortasına kadar gelebilmiş. Umarım bu projeyi tamamlama fırsatını bulur, hatta proje bittikten sonra bunu bir kitap hâline falan getirir. Adeta "süper bir olay". İnsanı gaza da getiriyor üstelik, "ulan ben de kendi versiyonumu hazırlasam mı" diye düşündürüyor.

Madem öyle hemen linki vereyim, siz de bir göz atın: Motown Junkies.

Bu da dizin sayfası.

18 Ocak 2013

525 Şarkı (Bölüm 4): Annie Lennox -> Soul Kadınları

Rolling Stone Italia'nın Ağustos 2011 özel sayısında yayımladığı "525 Şarkı" listesine devam edelim. 1970lerin sonunda The Tourists ile yerel çapta tanınmaya başlayan, 1980lerde Eurythmics'le kendini tüm dünyaya tanıtan, 1990lardan bu yana ise solo albümler yayımlamaya devam eden Annie Lennox, bu liste için kendi "soul kadınları"nı seçmiş.



Annie Lennox: Soul Kadınları (36 -> 45)


"Eğer "soul"u siyah rhythm and blues ile ilişkilendiriyorsanız, bilemem... Bu yalnızca olasılıklardan biri. Çünkü her tür müzik "ruh"un müziği olarak dinlenebilir. Ses, şarkıcının kendisini ifade ettiği enstrümandır: ve bunlar da bana sesimi bulmamda yardımcı olan 10 şarkı":


1. "I Say a Little Prayer", Aretha Franklin, 1967

Doğaüstü bir şeylere sahip bu şarkı. Onu ilk duyduğumda eşlik etmeye başlamıştım, ve kendimi durduramıyordum...

2. "I Close My Eyes and Count to Ten", Dusty Springfield, 1968

Sesinin gücü hepsinden öte armonik nüanslarda saklıydı. Ziyadesiyle zarif.

3. "Close to You", Carpenters, 1970

Karen Carpenter, aynı zamanda hem gerçek dışı hem de çok doğal olabilen bir altyapı üzerine okuyordu şarkısını.

4. "Do You Know the Way to San Jose", Dionne Warwick, 1968

Dionne Warwick'in sesi tam kıvamında yapılmış bir kapuçino gibi: yumuşak, ama karakterli.

5. "Baby Love", The Supremes, 1964

Nefesinizi kesmeye ve kalp atışlarınızı yükseltmeye muktedir bir parça. Bu düzenlemelerin başka bir benzeri yok.

6. "Dancing in the Street", Martha and the Vandellas, 1964

Bir bal kavanozunun içine atlamak gibi. Slurp!

7. "Farewell to Tarwathie", Judy Collins, 1970

Bir balina avı öyküsü. Dinlerken tüylerinizi diken diken eden cinsten.

8. "Downtown", Petula Clark, 1964

Petula Clark, Alice Harikalar Diyarında gibi.

9. "Anyone Who Had a Heart", Cilla Black, 1964


10. "(There's) Always Something There to Remind Me", Sandie Shaw, 1964

Ah, o nakarat... Yükseliyor, yükseliyor, yükseliyor... Fakat bir türlü uçuş için gereken atlamayı yapamıyor!



Diğer listeler için tıklayın.

8 Aralık 2012

Şarkı: Barbara Mason - Yes, I'm Ready (1965)

Biraz önce Youtube üzerinde eskiden "beğendiğim" videolara şöyle bir göz gezdiriyordum ve bir şarkıya rast geldim. Nasıl pek üzerinde durmamışım, yalnızca bir "like" ile geçiştirmişim hayret.


Barbara Mason 1947'de Filadelfiya'da doğmuş. 18 yaşında da ilk "hit"ini elde etmiş: "Yes, I'm Ready" (pop listelerinde 5, R&B listelerinde 2 numaraya kadar yükselmiş). Şarkıyı da kendisinin yazdığını eklemekte fayda var. O dönemde R&B ve soul'la iştigal eden kadın şarkıcılar için oldukça ayrıksı bir durum. Üstelik bununla da bitmiyor; şarkı, sonradan Philly Soul olarak tanınıp Filadelfiya'nın medar-ı iftiharı olacak müzik türünün de ilk örneklerinden biri (söz konusu müzik türü, baştan aşağı "tatlı" yaylılarla, delip geçen üflemelilerle örülü zengin düzenlemeleriyle ve kökenini Filadelfiya'da buluşuyla kendini ayırt ediyor).

Mason, bu şarkının ardından ise 70lere kadar oldukça mütevazı bir kariyer sürdürmüş. Birkaç küçük çaplı hitle yetinmiş. 1970lerde kendine "seksi" bir persona yaratmış. 1973'te Curtis Mayfield'in Superfly filmi için yazdığı meşhur "Give Me Your Love"ın bir yorumu ile de yine listelerde tırmanabildiği yere kadar tırmanmış. Hâlâ da müzik yapıyor, son albümünü 2007'de yayımlamış.

Gelelim bu yazının esbab-ı mucibesine:

Barbara Mason - Yes, I'm Ready (1965)


Girişteki davul atağının sakinliği, güneş ışınlarını yumuşatıp yavaşça ama sanki su üzerinden yansıyormuşçasına parlak bir şekilde yere indiren gitarlar, kurumuş yaprakların hafif bir meltemle süzülerek düşmesini sağlayan yaylılar... Böyle büyülü şarkılar pek az geliyor artık dünyaya.

14 Kasım 2012

Albüm: John Lennon & Yoko Ono - Double Fantasy

[Geffen; 1980]


John Lennon'un, daha doğrusu John Lennon ve Yoko Ono'nun son albümü Double Fantasy, 17 Kasım 1980'de yayımlandı. Lennon bu albümü bir "yeniden başlangıç" olarak düşünüyordu. Çünkü müziğe 5 yıllık bir ara vermiş, o sırada bebek bakmış, ekmek pişirmiş, kedisinin pisliğini temizlemiş; kısacası "ev erkeği" olmuştu. Ancak albüm "yeniden başlangıç"tan ziyade "son" olmaya yazgılanmıştı. John Lennon, albüm yayımlandıktan tam 3 hafta sonra en hafif tabiriyle bir "kendini bilmez" tarafından öldürüldü (hatta herhangi bir albümde yer almayan, ancak o dönemde yazdığı "Life Begins at Forty" ["Hayat Kırkında Başlar"] isimli bir şarkısı da vardır Lennon'un).

Double Fantasy yayımlandıktan hemen sonra eleştirmenler tarafından (bence haksız olarak) ağır bir şekilde eleştirildi. Ancak Lennon öldürüldükten sonra bu eleştiriler haliyle birden kesildi. Hatta bir "yılın albümü" Grammy'si kazandı ve daha sonra Rolling Stone tarafından "1980lerin en iyi 29uncu albümü" seçildi. Sanırım başlangıçtaki ağır eleştirilerin en büyük sebebi, albümün yarısının Yoko Ono şarkılarından oluşuyor olmasıydı. Ancak şöyle bir geri dönüp albümü yeniden değerlendirince, Yoko Ono şarkıları da dâhil olmak üzere, albümün son derece başarılı olduğunu teslim etmemek pek mümkün değil. Belki prodüksiyon biraz daha az "parlak", daha "çiğ" olabilirmiş; fakat dönemin müzikal yönelimi göz önüne alınınca, bu anlaşılabilir bir durum hâline geliyor. Hatta albümün prodüktörü Jack Douglas şöyle buyurmuş: "Demoları dinledikten sonraki ilk izlenimim, şarkıları demolardakinden daha iyi hâle getirmekte oldukça sıkıntı yaşayacak olduğumdu; çünkü demolarda inanılmaz bir samimiyet söz konusuydu".


Albümün açılış şarkısı "(Just Like) Starting Over"da hem John ve Yoko çiftine bir gönderme vardır, hem de Lennon müziğe geri döndüğünü ilan eder; kimbilir bundan sonra daha ne şarkılar, ne albümler yapacaktır. Albümde, bu açılış şarkısı da dâhil olmak üzere John Lennon'un artık klasikleşmiş per çok şarkısına rastlamak mümkün: "I'm Losing You", "Watching the Wheels", "Woman", "Dear Yoko", "Beautiful Boy (Darling Boy)"; hatta orada burada en çok alıntılanıp, suyu çıkarılan Lennon sözü de "Beautiful Boy"da yer alır: "Life is what happens to you while you're busy making other plans" ("hayat, sen başka planlar yaparken başına gelenlerdir"). Albümün Yoko Ono "taraf"ı da son derece güçlüdür. Örneğin "I'm Moving On"un o sürükleyen melodisi ve Ono'nun sesinin şarkıya "yaptıkları", "Beautiful Boys"daki hem müzikal hem sözel anlatım, "Every Man Has a Woman Who Loves Him"in "tuhaflığı"... Hatta biraz daha ileri gidilip albümün Ono tarafının daha güçlü olduğu bile söylenebilir (her ne kadar ben buna cesaret edemeyecek olsam da); çünkü Ono'nun şarkıları son derece "güncel" tınlar: avangardın popla buluşup post-punk sosuna bulandırılmış hâli. Lennon ise daha "klasik"tir; fakat bu durum şarkılarının güzelliğine de halel getiriyor değildir hani.


Velhasıl bu albüm de, tıpkı daha öncekiler gibi, Lennon'un kendi hayatıyla ilgili her türlü konuyu bir arkadaşıyla konuşuyormuşçasına büyük bir samimiyetle dile getirdiği, üstelik Ono'nun da aynısını yaptığı, sürükleyici bir "otobiyografi" tadına sahip.

28 Ekim 2012

Madem maden, benim için badem

Maden mühendislerine karşı bir sempatim var benim. Sanırım bu sempati Cenk ve Erdem Beyler'den, perderpeylerden kaynaklanıyor. Bundan 17-18 sene önce (çüş) 1994-95 civarında kendilerini keşfettiğimde "şov"larını yapmaya amatör olarak İTÜ Maden Fakültesi'nde (GÖTÜ Badem Fakültesi'nde) başladıklarını öğrenmiştim. O gün bugündür madencinin dostu, madencinin sesi olmaya çalışırım. Maden öyle, sadede gelelim.

Maden fakültelerinden yeni mezun olmuş bir grup maden ve jeoloji mühendisi genç güçlerini birleştirmiş, madencilikle ilgili bir platform kurmuşlar. Yazıyorlarmış, çiziyorlarmış. Ben de buradan kendilerine olan sempatimi sunarak ilgilenenler için iletişim bilgilerini vereyim.

Blog: http://madenogrencilerikolektifi.blogspot.com/
Twitter: https://twitter.com/madenogrenciler
Facebook: https://www.facebook.com/pages/Maden-%C3%96%C4%9Frencileri-Kolektifi/104655176353831

Genel olarak durum budur.

Sert kalın.

Yumuşak ince.

Şarkı: Talk Talk - Talk Talk (1982)

Talk Talk'un "gruba adını veren şarkısı" ne güzelmiş. Soğuk New Wave ritimlerinin üstüne sıcak (ve çakma) Hammond org tonu iyi kontrast olmuş.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...