1 Haziran 2007

Şimdi ve Burada (*)

Monterey Pop

Birçoğumuz festivalleri seviyor; hatta onlara bayılıyoruz. Bu yaz İstanbul’da düzenlenecek olan festivaller de Türkiye’yi bu açıdan cennete çevirecek gibi görünüyor. Gelen bütün müzisyenleri sevmek durumunda olmasak bile bunca ismi görebilecek şansa sahip olmak heyecan verici. Dünya üzerindeki ilk geniş kapsamlı popüler müzik festivalini ise bundan 40 yıl öncesine tarihliyoruz: 1967 yılında gerçekleştirilen Monterey Uluslararası Pop Festivali.

60’lı yıllar genç insanların müzikle dünyayı değiştirebileceklerine, dünyayı değiştiremeseler bile gidişatı müspet yöne çevirebileceklerine derinden inandıkları yıllardı. O dönem içerisinde bunun mümkün olmadığını düşünen, kimimizin “karamsar”, kimimizin “gerçekçi” olarak niteleyedurduğu insanlar da vardı; ama onları, en azından bu yazı içerisinde, görmezden gelirmiş gibi yapalım. Saçlarımızda çiçekler, üstümüzde başımızda rengarenk giysiler ve cozurdattığımız gitarlarımızla dört bir yana sevgiyi, aşkı, börtü böceği savuralım.

Kaliforniya’nın Monterey şehrinde 1958 yılından beri bir caz festivali düzenleniyordu. Caz müzik bir sanat akımı olarak kabul görmüştü artık. Pop müziğin de - özellikle Beatles’ın öncü işleriyle - bu yola girmekte olduğu görülüyor, 1967 yazının “çiçek çocuklar”ın etkisiyle bir sevgi ve aşk yazı olacağı hissediliyordu. Bu ortamda Dunhill Records prodüktörü Lou Adler, Monterey Caz Festivali’nden de ilham alarak bir pop müzik festivali düzenlemeye karar vermiş, yanına Mamas & the Papas’dan John Phillips’i alarak organizasyon işlerine girişmişti. Adler, bu fikrin ilk olarak Mama Cass Elliot, John Phillips ve Paul McCartney’le rock & roll müziğinin bir sanat biçimi olarak kabul görmeyişi üzerine yapılan bir sohbetten doğduğunu belirtiyor. Bu isimler rock müziği bir sanat biçimi olarak meşru kılmak için böyle bir festival düzenlemeye karar veriyorlar.

16-18 Haziran 1967’de, toplamda 200.000 kadar müzik dinleyicisinin katıldığı ve “Aşk Yazı”nın belki de doruk noktası olan Monterey Pop Festivali’nde müzisyenler herhangi bir ücret talep etmeksizin çalmıştı. Festival, gâvurun “charity” dediği olguyu müzikle bağdaştırmanın ilk örneklerinden biriydi. The Monterey Pop Foundation isimli bir dernek kurulmuş, festivalin tüm geliri bu derneğe bağışlanmıştı. Halen festivalle ilgili materyal satışından elde edilen gelir burada toplanıyor ve Los Angeles Free Clinic, LA Children’s Museum, UCLA Children’s Hospital gibi kurumlara maddi destek sağlanıyor.

Festivalde folk, caz, soul, R&B, blues, psychedelia, pop, rock ve hatta Hint müziği gibi pek çok alandan müzisyen bir araya getirilmişti. Janis Joplin’in kendini ciddi anlamda gösterdiği ilk yerdi burası. Jimi Hendrix aynı dönemde İngiltere’de oldukça meşhurdu; ancak Birleşik Devletler’de pek tanınmıyordu. Monterey - onu konser listesine dahil etmek için büyük çaba harcayan Paul McCartney’in de yardımıyla - ABD’yi Jimi Hendrix isimli bir gitaristin varlığından haberdar etti. Festival sayesinde The Who, ABD’deki ilk konserini verdi; Jefferson Airplane tüm ABD’de tanınır bir grup haline geldi. Otis Redding beyaz ağırlıklı bir dinleyici topluluğu önündeki ilk önemli konserini burada verdi ve geceden sonra büyük bir yıldızdı. Monterey farklı yerlerden gelen bu müzisyenlerin tanışmaları için önemli bir mekân işlevi gördü.

Konsere katılacak olup katılamayan isimler de en az orada bulunanlar kadar mühimdi: The Beatles’ın Monterey’de sahne alacağı söylentileri almış yürümüştü, her zaman olduğu gibi böyle bir konserin en büyük heveslisi Paul McCartney’di. Ancak bir yıl kadar önce konsere ve tura çıkmayı tamamen bırakma kararı alan Beatles’ın diğer üyeleri buna sıcak bakmadı. The Beach Boys’un performansı son anda iptal edilmişti. Buna sebep olarak gösterilen iki durum vardı: Birincisi, o tarihlerde Carl
Wilson
’ın “vicdani ret” davasının görülüyor olması, ikincisi ise Smile albümü henüz tamamlanamadığı için Brian Wilson’ın konsere çıkmak istemeyişiydi.


Donovan ve The Rolling Stones, uyuşturucu bulundurmaları sebebiyle İngiltere’de tutukluydular; vize almakta zorlandıkları için de ABD’ye girişlerde problem yaşıyorlardı. Smokey Robinson festivalin seçici kurulunda olmasına karşın Monterey’de sahne alamadı. Bunun sebebi Motown Records’un sahibi Berry Gordy’nin Motown’a bağlı hiçbir müzisyenin festivalde yer almasına izin vermiyor oluşuydu. Festivalin seçici kurulu tarafından Cream’e de bir teklif iletilmişti; ancak menajerleri bunu reddetmiş, üstelik gruba birkaç yıl boyunca bu tekliften söz etmemişti bile. Eric Clapton’ın bunu öğrendiğinde küplere bindiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Festival, bir grubun doğuşuna, bir grubun da yok oluşuna tanık oldu. The Byrds üyesi David Crosby, Byrds’le beraber verdiği son konserlerden birine çıktı; aynı zamanda Buffalo Springfield’la da çaldı. Crosby’nin Buffalo Springfield’la çalması Crosby, Stills, Nash & Young’ın temellerini attı. Mamas & the Papas ise Monterey’de sondan bir önceki konserini verdi. Festival öncesinde The Who’nun Pete Townshend’i ve Jimi Hendrix arasında da ateşli bir tartışma yaşandı. Pete Townshend, Who’nun Jimi Hendrix’ten sonra sahne almasını istemiyordu, Jimi Hendrix de aynı şekilde Who’dan sonra çalmak istemiyordu. Organizatörlerden John Phillips konuyu yazı-tura atmak marifetiyle çözdü.

Rock müziğin gidişatının yön değiştirmesinde ve sanatsal yönünün gelişmesinde Monterey Pop Festivali önemli bir rol oynadı. Festivale katılan/katılmayan pek çok grup bu festival sayesinde artık daha özgürdü; çünkü Monterey, insanların popüler müziğe bakışının farklılaşmasında önemli bir rol oynamıştı. Popüler müzisyenler albüm kapaklarından prodüksiyonlarına, şarkılarından kullandıkları müzik aletlerine kadar pek çok konuda daha rahattılar.

Monterey sayesinde rock müzik yeni bir müzik aletiyle de tanıştı. 1966 yılında Robert Moog tarafından geliştirilen Moog synthesizerlar, elektronik müziğin öncülerinden Paul Beaver ve Bernie Krause tarafından tanıtılmak üzere Monterey’e getirildi. Monterey’deki pek çok grubun ilgisini çeken enstrüman kısa bir süre sonra bu gruplar tarafından kullanılmaya başlanarak müzik dünyasında tanındı. Moog günümüzde de birçok müzisyen tarafından kullanılan, özel takipçileri bulunan, efsane haline gelmiş bir çalgı.
Festival, müzik alanındaki ilklerin yanında sinema alanında da bir ilke şahit olmuştu. Özellikle belgesel filmlerine aşina olduğumuz yönetmen Don Alan Pennebaker, sinema tarihinin ilk konser filmini burada çekti. Monterey Pop gibi yaratıcı bir şekilde isimlendirilen filmin yönetmeni Pennebaker: “Monterey’den önce bir konser filminin ne demek olduğunu bilmezdim. Kimse bilmezdi. Böyle bir şey yoktu.” diyor ve ekliyor; “Monterey, Amerikan kültüründe olağandışı bir ana tekabül eder. Müziğe, uyuşturuculara ve her şeye yansıyan yeni bir özgürlük anlayışı havada dolaşıyordu; tıpkı yaklaşan bir kasırganın habercisi gibi.”

1 yıl kadar sonra Monterey Pop Festivali’nin ikincisi yapılmak istendi, şehrin yöneticileri buna izin vermedi. 1969 yılında ise Monterey’nin organizatörlerine festivali yeniden düzenlemeleri için bir teklif sunuldu, bu sefer de organizatörler kabul etmedi. 1967 yılındaki atmosfer kısa bir süre içerisinde değişmişti. En ufak bir olumsuzluğun, bir ölümün, yaralanmanın, tutuklanmanın, herhangi bir şiddet gösterisinin, hatta bir dozaşımı olayının bile yaşanmadığı Monterey’den sonra festival düzenlemenin bedelleri artmıştı. Güvenliği sağlamak eskisi kadar kolay değildi. 1967’nin naif ruhu uçup gitmişti artık, bundan sonraki başka hiçbir festival Monterey’ye benzeyemezdi.

Monterey Uluslararası Pop Festivali tüm rock müzik festivallerinin atası olmasına rağmen verdiği duygu bakımından diğerlerine göre epey farklıydı. İki yıl sonraki Woodstock, Monterey’nin aksine (her ne kadar “zorunlu kalınarak” ücretsiz olsa da) ticari amaçlarla gerçekleştirilmişti. Daha çok insana ve daha çok eğlenceye sahip olmasına karşın Monterey’deki huzuru, rahatlığı ve aile hissiyatını içerememişti. Yıllar sonra düzenlenen Live Aid, yardım amaçlı bir festival olsa bile Monterey’deki samimiyeti ve naifliği hissettirmekten çok uzaktı.

Hippilere her zaman sıcak bakamasam da Monterey panayır alanındaki insanların sevgiye, barışa ve çiçeklere olan saf inancı, içimdeki olumsuz fikirleri bir kenara atmamı sağlıyor ve o “aşk cemaati”ne okkalı bir selam çakmaktan kendimi alamıyorum. Zamanın ruhunu harikulade bir şekilde yansıtan Monterey, “Aşk Yazı”nın kırkıncı yıldönümünde “ruhu olan zamanlar”a her daim ihtiyaç duyduğumuzu hatırlatıyor.


(*) Bant, Haziran 2007

5 yorum:

dadagu dedi ki...

beatles katılsa tam süper olurdu.lovin'spoonful çaldı mı acaba monterey'de? pek yakışırlardı oraya.gidip de bir bakayım sağasola merak ettim şimdi.
az gayret gösterip 10 sene erken doğabilseymişim olaya kafadan dalabilirmişim.kısmet işte.

Tolga? dedi ki...

Lovin' Spoonful çalmamış. Hatta hizmet olsun, çalanların listesinin linkini vereyim: http://www.geocities.com/~music-festival/pop_perform.htm

dadagu dedi ki...

aaa bende bir dergi var çaldılar yazıyor...bu dergiler hep yalan dolan demek ki,bir daha bakıyım belki ben yanlış gördüm...en fazla parayı Jimi Handrik diye birisi almış Monterey'de, 32 bin usd (eski kurdan)Bir avuç kendini bilmez de Laura Nyro'yu yuhalamış, bunu yapan insan olamaz.

Tolga? dedi ki...

Ne dergilerde, kitaplarda ne hatalar var yahu. Okudukça insan şaşıp kalıyor.

Ama Jimi Handrik konusunda sana katılmıyorum. Jimi Handrik şu dünyadaki en önemli kontrbasçıdır. Efsanevidir.

dadagu dedi ki...

dergiyi satışa getirmeyeyim gidip baktım ben yanlış okumuşum.

Jimi Handrik ise kalbimizde yaşıyor.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...