20 Ocak 2010

Müzik = İlaç



Mixtape Riot
'tan DJ Captain Planet oldschool Haiti müziklerinden oluşan bir miks hazırlamış ve Partners in Health'e Haiti için en az 5 dolar bağışta bulunanlara bu miksin download linkini gönderiyor. Henüz Haiti için bağış yapmadıysanız bu güzel bir fırsat. Yaptıysanız bile yine yapın hem.

Ayrıntılar şurada: Mixtape Riot | Music = Medicine

12 Ocak 2010

My World Is Empty Without Dreaming of You




Dün gece The Supremes'in My World Is Empty Without You'sunun bir reggae kavırını dinliyordum, kavırı yapan grup The Heptones idi. Şarkı bitti ve ben de işemek üzere tuvalete doğru yollandım. İşerken şarkıyı söylüyordum içimden. Bir de ne göreyim? (Ahah, bu ne lan, bunun kadar arkaik bir yazı stili yoktur herhalde, "bir de ne göreyim" diyerek gerilim vermeye çalışıyorum). Neyse, bir de ne göreyim? The Coral'ın Dreaming of You'sunun "up in my lonely room" kısmını "my world is empty without you babe" sözlerinin arkasına iliştirivermişim melodisiyle falan. Hemen koştum bilgisayarın başına ve Supremes'in My World Is Empty Without You'su ile The Coral'ın Dreaming of You'sunu analiz etmeye başladım (analiz etmek deyince daha bir "bilimsel" görünüyor durum). Lan akorlar falan aynı, melodiler bazı yerlerde birleşiyor, şarkıların armonik yapısı neredeyse baştan sona aynı. Madem öyle "mash-up"ımsı bir hareket çekeyim, ufak tefek editlerle şu iki şarkıyı birleştireyim dedim ve sonuç karşınızda.
Motown, özellikle 1970lerin başına kadar şu dünyada belki de en sevdiğim müzikleri üretmiş olan bir plak şirketi (aynı adlı müzik türüne de adını vermiş elbet). Soul müziğin en güzel örneklerinden önemli bir kısmını bizlere sunmuş Motown, yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş, beslemiş bizi. Motown'ın hastasıyım yani kısaca (ki Last.fm profilime bakıldığında da rahatlıkla müşahade edilebilir bu durum). Diğer yandan The Coral da yeni dönemde (2000ler olarak okuyun) en çok sevdiğim 3-5 gruptan biri. Bu benzeşmeyi görünce aklımdan "aman da çalmışlar, pis hırsızlar" gibi şeyler geçmedi tabii. Müziğin zaten sürekli bir tekrar, sentez ve yeniden üretim unsuru olduğunu ve bunun da hiç kötü bir şey olmadığını düşünüyorum. Diğer yandan sevdiğim grupların bir şekilde r&b ve soul'dan ciddi bir şekilde etkilendiğini de görüyorum; o damarı seviyorum. Pek çok kimse Coral'ı herhalde soul’la bağdaştırmaz, daha ziyade İngiliz saykedelyası ve Merseybeat sound'uyla bağdaştırır, ama onlar da zaten erken dönem soul’dan delicesine etkilenmiş olan müzik türleri. Seviyorum bu bağlantıları, onu diyorum özetle.
Madem öyle "mash-up"ımsı zımbırtıdan sonra şarkıların orijinallerini de koyayım:
Üstüne bir de en azından benim için bu meselenin ortaya çıkmasını sağlayan The Heptones kavırını da ekleştireyim:
Beyyorlamam bu kadar.
***
Disclaimer: Rights to all songs posted here are reserved by the song's controlling rightholder(s).

9 Ocak 2010

Is there music after death?

Bundan 1 yıl öncesine kadar ölümle ilgili hiçbir sorunum yoktu. "Ölüp gideriz mınakoim, n'olacak" derdim. En ufak bir tasam bile yoktu bu konuda. Zaten ölümden sonra "yaşam" olduğuna inandığımı söyleyemem (gerçi inanmadığımı da söyleyemem, bilmiyorum, yine de olmaması daha mantıklı geliyor sanki). Diyeceğim odur ki, "ölüm mölüm bize komaz" modundaydım.

Son bir yıldır -artık yaşlanıyor olmamın etkisi midir, onu bilemeyeceğim ama- bu konuda daha çok düşünmeye başladım. Son birkaç haftadır ise tek düşüncem şu: Ölümden sonra yaşam yoksa bile, müzik olsun. Hatta eğer ölümden sonra müzik varsa, 10 dakika sonra ölsem bile sorun olmaz.

Farkındayım, çok klişe durumlar bunlar. Aman da müzik çok güzel bir şeymiş, onu korumalıymışız, ölümden sonra bile yanımızdan ayırmamalıymışız falan. Ama ne yapayım? Böyle hissediyorum. "Böyle klişe klişe şeyler hissetme götoğlanı!" mı diyeyim kendime? Diyorum da, kâr etmiyor ki.

Tabii bu düşünceler dinlediğim her bok için geçerli değil. Fakat öyle şarkılar var ki, onları yalnızca sınırlı bir süre için sınırlı sayıda dinleyebileceğim aklıma geldikçe çıldırayazıyorum. "Kıt kaynakların etkin kullanımı" aldatmacasına da kanmıyorum. "Adaletin bu mu dünya?!" diyorum, mala bağlıyorum. Zaten o şarkılar bu dünyadan değilmiş gibi de geliyor, ulan üç beş ses, üç beş enstrüman bir araya gelince bir insan bu kadar mı zevk alır. Rasyonel değil abi. Rasyonaliteyi sikeyim zaten.

Eğer varsa Tanrı'ya sesleniyorum: "Hacı, oralarda DJlik pozisyonu falan varsa çalışırım bak sabah akşam, değerlendirmeni ona göre yap, şu kulunu üzme."

Başlıktaki sorumuzu tekrarlayalım, repeat after me:

- Is there music after death?
- God only knows.

1 Ocak 2010

The Rolling Stones İstanbul Konseri

Rolling Stones ve İstanbul deyince birden heyecanlandınız değil mi? Sakin olun, yok öyle bir şey. On bir yıl artı üç ay artı on iki gün öncesinden bahsediyorum ben: 19 Eylül 1998 The Rolling Stones İstanbul Konseri'nden.



17 yaşındaydım, hayatımda gittiğim ilk gâvur grubu konseri olacaktı (insanın ilk konserinin Stones olması da ayrı bir güzellik olsa gerek). Aslında saha içinden izlemek istiyordum; fakat saha içi biletleri o zamanın parasıyla 12 milyon TL iken, açık tribün biletleri 7 milyon TL idi. İstemeyerek de olsa açık tribün bileti almıştık. Sabahın körü denebilecek bir saatte Ali Sami Yen Stadı'nınönündeydik, kapılar ise akşam 6'da açıldı. Yine de erken gitmemizin büyük bir faydası olmuştu, ilk sıralarda olduğumuz için stada ilk girenlerdendik. Tribün kapısından içeri dalmıştık, bir de baktık ki önümüzdeki herkes saha içine doğru yardırıyor, "hayda bre!" deyip biz de yardırdık ve konseri saha içinden ilk sıralardan izleme şansına eriştik.

Aslında konserle ilgili çok şey söylemek istemiyorum, bu postun amacı da bu değil zaten. Hayatımda izlediğim en güzel iki konserden biri olduğunu söylemekle yetineyim (diğeri ise 17 Aralık 2005 The Yardbirds İstanbul konseri, onunla ilgili de bir şeyler karalarım bir ara) ve konserle ilgili bir şeyler söyleme işini Haluk Özözlü'ye bırakayım.

Fakat konserle ilgili bir şeyler söylemekten daha güzel bir şey yapacağım. Bu konserin DVD'si (yanılmıyorsam bootleg olarak) 2000lerin başında yayımlanmıştı; fakat "internetler"in hiçbir yerinde bulamamıştım bu DVD'yi. Yalnızca konsere ait bir ses kaydı bulabilmiştim; onda da hem sekiz şarkı eksikti, hem de ses kaydı çok kötüydü. Bugün yeniden aklıma geldi ve arayayım dedim. Önce şu sitede buldum sandım, fakat linkler yalan olmuştu. Sonra bir baktım ki bir Youtube kullanıcısı bu DVD'yi parça parça yüklemiş. Oturdum baştan sona izledim, acayip mutlu oldum (hatta birkaç yerde kendimi bile gördüm, haha). Görüntü ve ses kalitesi pek iç açıcı değildi, ama tarihi bir belge olarak bu kayıtların var olması bile yeterli benim için. Videoları buraya gömmeden evvel bir playlist bilgisi vereyim hemen:

1. (I Can't Get No) Satisfaction
2. Let's Spend the Night Together
3. Flip the Switch
4. Gimme Shelter
5. Paint It Black
6. Saint of Me
7. Out of Control
8. Love Is Strong [web sitesinde en çok istek alan şarkı olduğu için çalındı]
9. Miss You

-Bu noktada grup üyeleri tanıtıldı teker teker-

10. Thief in the Night [Keith Richards]
11. Wanna Hold You [Keith Richards]

-Bu noktada bir "köprü" (Bridges to Babylon, ov yee meen, sana puanım dokhuz khanka) açıldı ve ortadaki sahneye geçildi-

12. Little Queenie
13. Like a Rolling Stone

-Tekrar ana sahneye dönüldü-

14. Sympathy for the Devil
15. Tumbling Dice
16. Honky Tonk Women
17. Start Me Up
18. Jumping Jack Flash

-Bis-

19. Brown Sugar

Bu arada DVD'ye de yedi şarkıyı (Let's Spend the Night Together, Flip the Switch, Out of Control, Love Is Strong, Wanna Hold You, Little Queenie, Tumbling Dice) koymamışlar. Keşke bunlar da olsaydı, en azından bu koyulmayanların ilk dördü olsaydı. Kısmet.

Neyse, daha fazla uzatmıyorum ve Rolling Stones İstanbul Konseri'nin videolarını izlemenizi emrediyorum.



[Buraya Youtube'dan videolar eklemiştim; ama videoların hepsi "kaput" olmuş, bir şekilde yeniden bulursam güncelleyeceğim]

25 Aralık 2009

Uzun zaman oldu, şimdi eve dönmek istiyorum

Robert De Niro olsun, Drew Barrymore olsun, efendime söyleyeyim Kate Beckinsale olsun, bu gibi terbiyesiz insanların oynadığı bir film varmış. Everybody's Fine imiş adı da. Sanırım Amerika'da gösterime girmiş bile, memlekete 5 Şubat 2010'da gelecekmiş falan. Canımızdan çok sevdiğimiz Paul McCartney'imiz de bu film için bir şarkı yapmış: (I Want to) Come Home.

Şarkı alışılageldik bir Paul McCartney baladı. Fakat şarkının "alışılageldik bir Paul McCartney baladı" olması "alışılageldik herhangi bir balad" olduğu anlamına gelmiyor tabii, Paul McCartney dedik, boru değil. Paul söz konusu olduğunda çoğu zaman tanık olduğumuz üzere basit ve sade gibi görünüyor şarkı, fakat birkaç kere dinleyince aslında çok zengin melodik, armonik ve orkestral özelliklere sahip olduğu anlaşılıyor. Dinleye dinleye donuklaştım, siz de dinleyin siz de donuklaşın.




Yine öldürdün beni Paul, allah seni kahretmesin.

10 Aralık 2009

Dünya haritası ve kuzey-merkezcilik


"Endüstri devriminden bu yana, dünyada en yaygın şekilde kullanılan harita, Mercator projeksiyonuna dayanıyordu. Bu harita türü okyanuslarda kullanmak için elverişli olmakla birlikte, toprak yüzeylerinin ölçüsünü belirgin şekilde bozar. Eğer Mercator yöntemini kullanıyorsa, elinizin altındaki atlasa baktığınızda, İskandinavya'nın Hindistan kadar geniş olduğunu görürsünüz; oysa Hindistan, onun üç katı büyüklüğündedir." (Toffler, 2008: 376) 

Bunun yanında bu projeksiyonda Grönland'ın alanı Afrika'nınkine eşit görünür, oysa Afrika, Grönland'dan 14 kat daha geniştir. Yine bu tip bir haritada Grönland'ın içine en az iki adet Çin yerleştirebiliriz, halbuki Çin, Grönland'ın 4.5 katı kadar daha geniştir. Benzer şekilde, eski Sovyetler Birliği'nin alanı içine rahatlıkla iki adet Afrika kıtası sığacakmış gibi görünür; gerçekte Afrika, eski Sovyetler Birliği'nin alanından daha geniş bir alan kaplar (eski Sovyetler Birliği yaklaşık 22.5 milyon kilometrekaredir, Afrika ise yaklaşık 30 milyon kilometrekare). Avrupa'nın gerçek karasal alanları toplamı 10 milyon kilometrekareye yakındır, Güney Amerika'nınki ise yaklaşık 18 milyon kilometrekaredir; neredeyse Avrupa'nın iki katı. Buna rağmen Mercator projeksiyonuyla çizilen bir haritada Avrupa, Güney Amerika'yla hemen hemen aynı, hatta Güney Amerika'dan daha büyük bir boyutta gösterilir. 

"Haritacılar arasında, bir Alman tarihçi olan Arno Peters'in toprak yüzeylerini birbirleriyle doğru orantıda göstermek amacıyla geliştirdiği yeni bir projeksiyon sistemi ateşli tartışmalara neden oluyor. Peters, Mercator haritasındaki bozuklukların endüstri ülkelerinin kibrini güçlendirdiğini, endüstrileşmemiş dünyayı doğru bir politik - ve kartografik - açıdan görmemizi zorlaştırdığını söylüyor. 'Gelişmekte olan ülkelere, yüzeyleri ve önemleri açısından hile yapıldı,' diyor Peters. Avrupalı veya Amerikalı gözüne tuhaf gelen haritası, küçülmüş bir Avrupa, düzleşmiş bir Alaska, Kanada ve Sovyetler Birliği, çok daha uzamış bir Güney Amerika, Afrika, Arabistan ve Hindistan gösteriyor." (Toffler, 2008: 376)


Arno Peters'in haritasıyla ilgili ayrıntılı bilgi, şu sitede: Peters Map.

Alıntılanan kaynak: Toffler, Alvin (2008, ilk baskı: 1980) Üçüncü Dalga (çev. Selim Yeniçeri). İstanbul: Koridor Yayıncılık.

27 Kasım 2009

Oooh, dıkdıgıdık daa'lin'

Birkaç saat önce insanlık için küçük, ama kendim için büyük (en azından mutluluk verici) bir keşif yaptım. Madem yaptım, neden tüm dünyayla, 6.692.030.277 insanla birden paylaşmayayım dedim. Paylaşıyorum.

Biliyorsunuz The Beach Boys'un 1967'de yayımlamış olduğu Wild Honey isimli bir albüm var. O albümün 6 numaralı şarkısı var, adı Darlin'. Brian Wilson ve Mike Love'ın beraberce yazdıkları bir şarkı. Benim o şarkıyla tanışıklığım 1996-97'ye kadar gider herhalde. İlk aldığım Beach Boys albümü Summer Dreams isimli bir toplamaydı ve Darlin' orada da yer alıyordu. O zamandan beri Darlin'i dinler dururum.


Bu gece My Generation isimli pek sevdiğim blogdan bir albüm indirdim. Brian Wilson'ın özellikle 60'lı yıllarda çeşitli grup ve müzisyenler için prodüktörlük yaptığını biliyordum; fakat o prodüksiyonları dinlemiş değildim. İşte Brian Wilson'ın prodüksiyonunu üstlendiği şarkılardan oluşan bir albüm yüklenmiş My Generation'a, adı Pet Projects: The Brian Wilson Productions (albümün adındaki Pet Sounds göndermesi de gözlerden kaçmıyor). Albümün hemen başında, ikinci şarkıda (Sharon Marie - Thinkin' 'Bout You Baby) bir sürprizle karşılaştım. Şarkı Darlin'in ilk haliydi! Bir baktım ki şarkı 1964'te kaydedilmiş. Bundan 3 yıl sonra da bazı değişikliklerle Beach Boys'un Darlin'i haline gelmiş. Birkaç saattir çok fena repeat'e almış durumdayım iki şarkıyı, arka arkaya dinleyip duruyorum. Haydi siz de dinleyin.


22 Ekim 2009

Zeus bir haltlar yemiş yine



"Lacan sık sık Platon'un Şölen diyaloğunda işlenen masalsı aşk konusuna göndermeler yapar. Bu diyaloğun bir yerinde Aristophanes çift cinsiyetli varlıklar üzerine şöyle konuşur: "İşte bu varlıklar yuvarlak sırtları ve böğürleriyle yusyuvarlak bir şeydiler. Bu yaratıkların iki yüzü, dört eli ve bir o kadar da bacağı vardı. Karşı konulamaz güçleriyle bu kibirli yaratıklar, neden sonra, göğe tırmanmaya, tanrılara karşı koymaya yeltenmişler. Zeus uzun uzun düşündükten sonra misilleme yapmaya karar vererek ikiye bölmüş onları. Her birinin gücü yarı yarıya azalsın diye."

İkiye bölme işlemi tamamlandığında, ümitsizliğe düşen her parça özlemini çektiği diğer parçanın üzerine atlıyor, kollarını birbirine sarıp yeniden bir bütün olmak arzusuyla diğer parçayı kucaklıyormuş. Bu ikiye bölünmüş varlıklar birbirlerinden ayrı hiçbir şey yapmak istemediklerinden, açlık ve eylemsizlikten ölüp gidiyorlarmış. Zeus, durumlarına acıyıp başka bir çare aramış, sonunda da bulmuş: cinsel organlarını önlerine getirmiş, çünkü arkalarında olunca çiftleşerek değil, ağustosböcekleri gibi toprağa yumurta dökerek çoğalıyorlarmış. Bu söylenden de görüldüğü üzere, insanın kendi benzerine duyduğu sevgi, çok eski zamanlardan kalmadır. Sevgi, bizim ilk doğamızı yeniden bütünlüyor, iki ayrı varlığı tek bir varlık durumuna sokuyor, özetle insanın yaradılışındaki her derde deva oluyor."

Madan Sarup (2004) Post-Yapısalcılık ve Postmodernizm, çev: Abdülbaki Güçlü. Ankara: Bilim ve Sanat, s. 39.

15 Ekim 2009

Blog Action Day 2009



Blog Action Day'de yılın konusu iklim değişikliği. Bunun üzerine bir mix-set hazırlayayım dedim. Setteki şarkılar yalnızca iklim değişikliği konusunda değil, bunun yanında diğer çevre sorunlarıyla ilgili pek çok şarkı da var. 115 dakikalık bu setin 45 dakikalık bir versiyonu ise şurada.

Çöpkuşağı - Blog Action Day 2009 by Tolga D.

Tracklist:

Intro
Looking for Changes - Paul McCartney [1993]
London Calling [Excerpt] - The Clash [1979]
Shapes of Things [Excerpt] - The Yardbirds [1966]
The Grass Is No Green [Excerpt] - Aphrodite's Child [1968]
Song for a Dying Planet [Edit] - Joe Walsh [1992]
Dragonfly - Ziggy Marley [2003]
To the Last Whale [Excerpt] - Crosby & Nash [1975]
The 3 Rs - Jack Johnson [2006]Give Me the Good Earth [Excerpt] - Manfredd Mann's Earth Band [1974]
Nature's Disappearing [Edit] - John Mayall [1970]
Big Yellow Taxi - Joni Mitchell [1970]
Sick of You - Lou Reed [1989]
Thin Green Line [Excerpt] - Oi Polloi [2000]
Point of No Return - Napalm Death [1987]
Kyoto Now! - Bad Religion [2002]
Countdown to Extinction - Megadeth [1992]
Global Warming - Evildead [1991]
Lonely Planet - The The [1993]
Fresh Garbage - Spirit [1968]
Ecology Song - Stephen Stills [1971]
Red Tide - Rush [1989]
The Landscape Is Changing - Depeche Mode [1983]
Piece of Green [Edit] - Minimal Compact [1987]
The Secret Life of Plants - Stevie Wonder [1979]
Earth Song - Michael Jackson [1995]
Never Turn Your Back to Mother Earth - Sparks [1974]
Fall on Me - R.E.M. [1986]
Earth Anthem - The Turtles [1968]
How Many Times - Julian Lennon [1998]
Tread Water - De La Soul [1989]
Only So Much Oil in the Ground - Tower of Power [1975]
We Almost Lost Detroit - Gil Scott-Heron [1977]
Don't Go Near the Water - The Beach Boys [1971]
Planet Home - Jamiroquai [1999]
Earth and Sun and Moon - Midnight Oil [1993]
Mercy Mercy Me (The Ecology) - Marvin Gaye [1971]
Mother Nature's Son - The Beatles [1968]
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...