Çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2014

To everything there is a season

To every thing there is a season, and a time to every purpose under the heavens:
a time to be born and a time to die,
a time to plant and a time to uproot,
a time to kill and a time to heal,
a time to tear down and a time to build,
a time to weep and a time to laugh,
a time to mourn and a time to dance,
a time to scatter stones and a time to gather them,
a time to embrace and a time to refrain from embracing,
a time to search and a time to give up,
a time to keep and a time to throw away,
a time to tear and a time to mend,
a time to be silent and a time to speak,
a time to love and a time to hate,
a time for war and a time for peace.

(Ecclesiastes 3:1-8)

***

Her şeyin bir mevsimi ve göklerin altındaki her olayın bir zamanı vardır:
doğmanın zamanı var ve ölmenin zamanı,
ekmenin zamanı var ve toplamanın zamanı,
öldürmenin zamanı var ve şifa vermenin zamanı,
yıkmanın zamanı var ve yapmanın zamanı,
ağlamanın zamanı var ve gülmenin zamanı,
matemin zamanı var ve dans etmenin zamanı,
taşları dağıtmanın zamanı var ve onları bir araya getirmenin zamanı,
kucaklamanın zamanı var ve sırt dönmenin zamanı,
aramanın zamanı var ve vazgeçmenin zamanı,
saklamanın zamanı var ve atmanın zamanı,
yırtmanın zamanı var ve onarmanın zamanı,
susmanın zamanı var ve konuşmanın zamanı,
sevmenin zamanı var ve nefret etmenin zamanı,
savaşın zamanı var ve barışın zamanı.

(Derlemeci 3:1-8)


Pete Seeger - Turn, Turn, Turn

The Byrds - Turn! Turn! Turn! (To Everything There Is A Season)

10 Şubat 2014

Gezi Parkı'nın Tanığı

Türkiye'de yaşayan İtalyan yazar Luca Tincalla, Gezi Parkı direnişinin birebir şahidi ve katılımcısı olarak geçtiğimiz aylarda bir kitap yayımladı. Kitap, en azından şimdilik, Türkçeye çevrilmiş değil; fakat İtalyanca bilenler bu linkten indirip okuyabilir.

Tincalla yalnızca bu kitapla yetinmiyor, İtalyan medyasına (ve sosyal medyasına) Türkiye hakkında sürekli içerik sağlıyor. İnternet sansür yasasına karşı 8 Şubat'ta gerçekleştirilen gösterilere de katıldı ve bir yazı yazdı. O yazının Türkçe çevirisini aşağıya ekledim. Bu arada ufak bir açıklama da yapayım hemen: Yazının başında, Gezi Parkı'na dair yazdığı kitaba İtalya'da gösterilen ilginin yetersizliğinden yakınıyor aslında biraz da; çünkü bu ilgisizlik nedeniyle kitabını kendi imkânlarıyla bastırmak durumunda kaldı ve İnternet üzerinden de e-kitap olarak dağıtıyor. Tek istediği ise Türkiye'nin ve "Gezi ruhu"nun sesinin başka diyarlarda da duyulması.


#İstanbul #Taksim: İnternet Sansürü Protestosu


Yazan: Luca Tincalla
İtalyancadan Çeviren: Tolga Darcan

Fotoğraf: Luca Tincalla

8 Şubat akşamı, İnternet sansürüne karşı gösterilere katılmak üzere Taksim’e gittim. Çünkü imza kampanyalarına katılmak ve öfkelenmek, ne yazık ki yeterli olmuyor. Bir şeyler yapmak gerek, olabildiğince. Spor olsun diye şikayet edenler hiçbir şeyi değiştiremiyor, tıklama-aktivizminin ötesine geçemiyorlar. Elbette ki olan bitene gözlerini, burunlarını, kulaklarını ve başka yerlerini tıkayanlardan daha iyiler. Örneğin, “benim nasıl düşündüğümü sen bilmiyorsun” diyenlerden. Madem öyle söyleyin bana. Siz benim nasıl düşündüğümü biliyorsunuz. Ben açık bir kitabım. “Testimone a Gezi Park” (“Gezi Parkı’nın Tanığı”) isimli bir kitap. Luca Tincalla adında bir adam. Kolay, değil mi? Yüzümü ve sözlerimi ortaya koydum, en azından. En azından diyorum, çünkü bu ülkeyi, Türkiye’yi SEVİYORUM. Sanattan, şehirlerden, anıtlardan, kültürel mirastan ve diğer şeylerden bahsetmek yerine direnişten bahsetmek zorunda kalmak beni gerçekten üzüyor. Ancak şu durumda başka türlüsünü de yapamıyorum. Bu mevzuu, kendi seçimlerimi yaptığımı ve – ama değil, ve – sizin seçimlerinize de saygı duyduğumu söyleyerek kapatıyorum; çünkü dünyanın hepimize ihtiyacı var, can yoldaşlarına ve öyle olmayanlara. Fakat yol ortasındaki bir köpek gibi terk edilmiş olmak beni üzüyor. Nokta.

Neden gösterilere katıldım?

Bu yasak da neyin nesi?

Yürürlüğe girdi mi?

Farklı yollarla baypas edilemez mi?

Yanıtlayayım. Tersten başlayarak.

Farklı yollarla devre dışı bırakılıp bırakılamayacağını bilmiyorum; ama sanırım bu mümkün. Nereleri ve nasıl vuracağını görmek gerek önce. İnternet üzerinde vpn yahut benzeri yöntemlerin kullanılıp kullanılamayacağını görmek gerek.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yasayı meclise geri göndermek için 15 günü olduğundan, yasa henüz yürürlüğe girmiş değil. Gül tarafından veto edilebilir. Belki hayalciliğimden kaynaklanan bir hipotez; ama yaşam devam ettikçe umut da hep vardır demişti biri, her ne kadar sonu pek iyi olmadıysa da.

Bu yasakçı düzenlemeyle, hükûmet organı olan TİB, herhangi bir site veya sayfayı 24 saatten az bir sürede tek bir tıkla erişime engelleme hakkına sahip olacak. Bunun yanında her bir kullanıcıya ait tüm erişim verilerini de gönlünce edinebilecek.

Fotoğraf: Luca Tincalla

Son olarak, gösterilere katıldım, çünkü yürürlüğe girdiği takdirde bu yasanın ifade özgürlüğümü ihlâl edeceğini hissediyorum. Yalnız değildim. Benimle birlikte en azından 5000 kişi, belki de daha fazlası vardı. İstiklal Caddesi boyunca Tünel’den Taksim’e doğru yürürken, daha akşam 18’de TOMA’ların ortalıkta dolaştığını gördüm. 18.40’da Burger King’e ulaştım ve terasa çıktım. Gösterilerin öngörülen başlama saati olan 19’a doğru, ezanlar okunurken, meydandaki insanlar polis tarafından dağıtıldı. İstiklal’e ulaşabilir miyim diye bakmak için aşağı indim, ama başaramadım, bir polis kordonu girişleri kapatmıştı. Yeniden terasa döndüm. Göz yaşartıcı gazların etkisiyle kaçışan göstericileri gördüm. Biri, polisin kısa süre sonra yukarı çıkabileceği konusunda bizi uyardı. Biber gazlarının havada uçuştuğu meydana indim. Korunmak için taktığım fularla bile doğru dürüst nefes alamıyordum; ama suratını hiçbir şeyle korumamış bir kız vardı, omzuna girdim ve o metroya binene kadar aynı eşarbın altında birlikte soluduk. Sonra geri döndüm, devam etmek istiyordum. Alman Hastanesi’nin oraya gittim, çünkü Twitter’dan orada çatışmalar olduğunu okumuştum. Gerçekten de vardı. Yalnızca bu da değil. Plastik bir kurşun birkaç metre yakınımdan geçti: yere paralel bir şekilde ateşlenmişti, eminim. Sonrasında havai fişekler, göz yaşartıcı gazlar, ateşler içindeki barikatlar... Burada noktalıyorum.

Burada noktalıyorum ama daha bitmedi, en azından benim için; bundan emin olabilirsiniz.

Fotoğraf: Ahmet Şık

5 Aralık 2011

Albüm: Franco Battiato - Fetus (1972)

Sicilyalı müzisyen Franco Battiato'nun 1972 tarihli ilkalbümü Fetus - Ritorno al Mondo Nuovo (Fetüs - Yeni Dünyaya Dönüş) gerçekten ilginç bir albüm. İçinde elektronik müzikten avangarda, progressive rock'tan folk'a ve pop melodilerine kadar her çeşit müzik türünün izlerini bulmak mümkün. Buna rağmen çokça bütünlüklü, ve deneyselliği güzelliğine güzellik katıyor.

Albümün kartonetinde Battiato'nun bir notu var: "Bu albüm Aldous Huxley'e ve onun eserlerine adanmıştır," diyor. Sözlerinde de, bazı bazı, Huxley'in eserlerine göndermeler içeriyor. Şarkı isimlerinin neredeyse tamamı genetik bilimiyle bağlantılı terimler. Albüm bir konsepti takip ediyor. İlk şarkılarda sözlerin sonradan bilimkurgusal bir yön izleyeceğini anlayamıyorsunuz, bir insanın dünyaya geliş hikâyesinden söz edildiğini düşünüyorsunuz. Fakat sonradan sürreel öğeler artıyor ve ilginç bir yöne taşıyor albümü, yıldızlararası seyahate kadar.

Şarkılar temel ve ayırt edilebilir armonilerle örülü oldukça melodik bir yön izliyor. Albümü devrimci yapan şey ise düzenlemeler. EMS VCS3 isimli analog synthsizer'ın ilk kullanımlarından biri bu albümde yer alıyor (üstelik Brian Eno'dan -Roxy Music- daha önce!). Çalanlar ise Battiato ile birlikte Milanolu deneysel müzisyen Roberto Cacciapaglia. Onlara Riccardo Pirolli'nin akustik gitarı eşlik ediyor.


Albüm biri İtalyanca diğeri İngilizce olmak üzere iki versiyon halinde kaydedilmiş. Ancak İngilizce versiyon 1999 yılına kadar günışığına çıkmamış. Albümün kapağında yer alan 'fetüs' ise Gianni Sassi'ye ait bir dizayn. O döneme göre o kadar şoke edici ki, pek çok müzik dükkânı plağı raflarında sergilemeyi reddediyor.

Şarkılara ve şarkı sözlerinin Türkçelerine geçmeden önce birkaç not daha eklemek istiyorum: Fenomenologia isimli şarkı x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ) formülüyle kapanıyor. Bu kısım albümün temasının matematiksel ifadesi olarak kabul edilebilir. Aslında bu iki matematiksel ifade, aynı grafik üzerinde gösterildiği takdirde, aynı boyuta sahip fakat bir gamma birimiyle fazlandırılmış iki sinüs eğrisini temsil ediyor; ki bu DNA sarmalının iki boyutlu gösterimi anlamına geliyor (işte albümün ana teması). Meccanica isimli şarkının sonunda ise Apollo 11 ekibinden Neil Armstrong ve Edwin Aldrin'in, ve dönemin ABD başkanı Richard Nixon'ın konuşmaları duyuluyor.

1. Fetus (Fetüs)

Non ero ancora nato

Che già sentivo il cuore

Che la mia vita

Nasceva senza amore

Mi trascinavo adagio

Dentro il corpo umano

Giù per le vene

Verso il mio destino

***

Henüz doğmamıştım

Ki yine de hissediyordum kalbimde

Hayatımın

Aşk olmadan doğuyor olduğunu

Sürükleniyordum yavaşça

İnsan bedeni içine

Damarlardan aşağıya

Kaderime doğru


2. Una cellula (Bir hücre) 

Cambieranno le mie cellule

E il mio corpo nuova vita avrà

Le molecole che ho guaste

Colpa dell'ereditarietà

Sarò una cellula

Fra motori

Come una cellula

Vivrò

Viaggeremo più veloci della luce

Intorno al sole

Come macchine del tempo

Contro il tempo che non vuole

Sarò una cellula

Fra motori

Come una cellula

Vivrò

***

Değişecek hücrelerim

Ve bedenim kavuşacak yeni hayata

Sahip olduğum zarar görmüş moleküller

Kalıtımın hatası

Bir hücre olacağım

Dişliler arasında

Bir hücre gibi

Yaşayacağım

Yol alacağız ışıktan daha hızlı

Güneşin etrafında

Zaman makineleri gibi

İstemeyen zamana karşı

Bir hücre olacağım

Dişliler arasında

Bir hücre gibi

Yaşayacağım


3. Cariocinesi (Çekirdek bölünmesi)

Un nucleo si divide

E due sono le vite

E quattro e otto ancora

In giusta progressione

Processo di magia

Processo forse cieco

O forse illuminato

Da memoria senza passato

Un nucleo si divide

L'errore lo interrompe

E dentro il meccanismo

Un velo che si chiama caso.

***

Bir çekirdek bölünüyor

Ve orada iki yaşam

Ve dört ve sekiz şimdiden

Doğru bir ilerleyiş

Sihirli bir süreç

Belki kör bir süreç

Ya da belki aydınlık

Geçmişi olmayan bir anıdan

Bir çekirdek bölünür

Bir hata onu kesintiye uğratır

Ve mekanizmanın içinde

Kader adı verilen bir bahane


4. Energia (Enerji)

Ho avuto molte donne in vita mia

E in ogni camera ho lasciato qualche mia energia.

Quanti figli dell'amore sprecato io,

Racchiusi in quattro mura, ormai saranno

Spazzatura.

Se un figlio si accorgesse che per caso

È nato fra migliaia di occasioni

Capirebbe tutti i sogni che la vita dà

Con gioia ne vivrebbe tutte quante le illusioni.

Quante lacrime ho strappato senza mai piangerci su,

Quante angosce ho provocato per godere un po' di più,

Quante frasi false ho detto quante strane verità

Per fare sul mio metro questa personalità.

***

Hayatımda çok kadın oldu

Ve her odada bıraktım bir kısmını enerjimin.

Ne kadar da çok aşk çocuğunu harcadım ben,

Dört duvar arasında, onlar herhalde artık

Çöptür.

Eğer bir çocuk fark ederse şans eseri

Binlerce olasılıktan yalnızca biri olarak doğduğunu

Hayatın sunduğu tüm düşleri anlayabilir

Bütün o illüzyonları neşeyle yaşayabilir.

Ne kadar çok gözyaşı döktüm, hiç ağlamadan

Ne kadar çok acıya sebep oldum, biraz daha eğlenebilmek için

Ne kadar çok yanlış söz söyledim, ne kadar tuhaf gerçek

Ölçmek için bu kendi kişiliğimi.


5. Fenomenologia (Fenomenoloji)

È incerto il processo mentale,

La voce è marmo e cemento

E vivo malgrado me stesso...

Difficile attuare il controllo,

Attorno i miei occhi c'è nebbia,

I contorni si fanno imprecisi...

Ho già scordato la mia dimensione

E forze sconosciute mi strappano da me...

L'esotomia, l'ibm-azione,

De-cloro-de-fenilchetone,

Essedi-etilizzazione

Han dato vita

Alla programmazione.

x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ)

***

Zihinsel süreç belirsiz

Ses, mermer ve çimentodan

Ve yaşıyorum, kendime rağmen...

Kontrolü sağlamak zor,

Gözlerimin etrafı puslu,

Sınırlar müphem...

Boyutlarımı unuttum bile

Ve bilinmeyen güçler beni kendimden ayırıyor...

Ezotomi, ibm-hareketi,

Fenilketon klorür,

Etilizasyon, [bu kısımlardaki sözlerin bazıları hiçbir dilde yok, Battiato uyduruyordu, ben de uydurarak çevirdim]

Bu programlamaya hayat veriyorlar.

x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ)


6. Meccanica (Mekanik)

Meccanici i miei occhi

Di plastica il mio cuore

Meccanico il cervello

Sintetico il sapore

Mechaniche le dita

Di polvere lunare

In un laboratorio

Il gene dell'amore.

***

Gözlerim mekanik

Kalbim plastik

Beynim mekanik

Tat sentetik

Parmaklar mekanik

Ay tozundan yapılma

Bir laboratuvarda

Aşk geni.


7. Anafase (Anafaz)

Varcherò i congini della terra

Verso immensità...

Sopra le astronavi

Verso le stazioni interstellari

Viaggerò...

***

Aşacağım sınırlarını yeryüzünün

Sonsuzluğa doğru...

Uzay gemilerinin üstünde

Yıldızlararası istasyonlara doğru

Seyahat edeceğim...


8. Mutazione (Mutasyon)

Millenni di sonno mi hanno cullato

Ed ora ritorno. Qualcosa è cambiato

Non scorgo segnale che annunci la vita

Eppure l'avverto ci son vibrazioni.

Che cosa vedranno tra poco i miei occhi

Magari saranno dei corpi di pietra

Li sento arrivare, li sento arrivare...

***

Binlerce yıllık uyku salladı beşiğimi

Ve şimdi dönüyorum. Bir şeyler değişti

Hayat belirtisi yok

Yine de fark ediyorum ki, titreşimler var

Gözlerim ne görecek az sonra

Belki taştan mamûl vücutlar

Geldiklerini hissediyorum, geldiklerini hissediyorum...


6 Şubat 2011

Devrim


Başlangıç en iyi zamandır. Her şeyin olası göründüğü, her şeyin aydınlandığı an. Diktatörün gece yarısı eşi ve çocuklarıyla kaçıp havaalanına doğru koştuğu an. O, bu kadar hızlı bir şekilde kaçınca neden daha önce kimsenin bunu düşünmediğine dair bir soru düşer akıllara: Her rejim korku üzerine kuruludur, ama çoğunluk olunduğunda korku geçer gider. Çok devrim görmedik. Gördüğümüz az sayıdaki devrim de genellikle kötü bir şekilde sonuçlandı: Sözlerin tutulma zamanı geldiğinde, işi bilen kurnaz tilkiler avlandıkları yere geri dönmelerine yarayan bir arka kapı bulduklarında. "Batılı liberallerin ikiyüzlülüğü sözün bittiği yerdir", diyor Slavoj Žižek, "toplum önünde hep demokrasiyi desteklediklerini söylediler, ama şimdi insanlar din adına değil seküler bir özgürlük ve adalet talebiyle tiranlara karşı ayaklandığında görüyoruz ki kaygılanıyorlar. Neden kaygı duyulsun? Neden özgürlüğün galip gelebileceği bu durumda sevinç duyulmasın?". Belki bu devrimlerin diğer benzerlerine çokça rastlayamayacağız. Gelin de bugünlerde onlara yakın duralım.

Giovanni De Mauro

Internazionale, Sayı 883 (4-10 Şubat 2011)

Türkçeye çeviren: Tolga D.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...