11 Nisan 2012
Christopher Nolan ve Inception
2010 tarihli Christopher Nolan filmi Inception, tıpkı diğer Nolan filmleri gibi, hiç de öyle özgün bir konuyu işlemeyen, öyle büyük bir deha eseri falan olmayan, aksine dünya nüfusunun çoğunluğunu oluşturan ortalama zekalılara kendilerini olduklarından daha zeki hissetmelerini sağlamak amacıyla çekilmiş bir film. Herhangi bir "ürün" insanlara kendilerini daha zeki hissettiriyorsa, doğal olarak ona karşı bir talep oluşuyor ve böylelikle hem o ürünün yaratıcısı maddi kazanç elde ediyor, hem de o ürünü tüketenler manevi yönden tatmin oluyor. Ben kazanıyorum, sen kazanıyorsun, Türkiye kazanıyor, dünya "kazanıyor". Fakat Nolan'ı takdir etmek lazım, para kazanmak için iyi bir yol bulmuş, yıllardır bunu uygulayarak parsayı topluyor.
10 Nisan 2012
Satış
![]() |
| İstanbul'un Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinden önce kullanıldığı düşünülen Konstantinopolis bayrağı |
![]() |
| Bizans sikkesi |
Bakalım ne olacak?
6 Nisan 2012
Devrimden Sonra (2011)
Yönetmen: Mustafa Kenan Aybastı
Senarist: Mustafa Kenan Aybastı
Öncelikle
şunu söyleyeyim, anti-komünist propagandadan hoşlanmam. Hayır, komünist
değilim; fakat "propaganda"dan hoşlanmayan birisi olarak, haliyle
propagandanın anti-komünist olanından da hoşlanmam. Buna karşın bugün tamamen
anti-komünist propaganda amacıyla yapılmış bir film izledim: Devrimden Sonra.
Filmin
senaristi ve yönetmeni Mustafa
Kenan Aybastı, nasıl yapmışsa yapmış, bu filmin bir anti-komünist propaganda
filmi olduğunu anlamalarına izin vermeden, Türkiye
Komünist Partisi'nin (aslen "Sosyalist İktidar Partisi") bir "yan
kuruluşu" olan Nâzım
Hikmet Kültür Merkezi'ni kafalamayı, bunun bir "ütopya" olduğuna
onları inandırmayı başarmış. Gerçi çok zor bir şey değil bu. TKP'nin "Komünist Kararname"sini okuduğunuzda, "Devrim Mahkemeleri"ni falan düşündüğünüzde adamların
"ütopya"sının aslında tam anlamıyla bir distopya olduğunu
görüyorsunuz. Neyse. Sonuçta, yönetmenin hinliği sayesinde, bu film bir
"komünizm güzellemesi" olduğu iddiasıyla ortaya çıkmış oldu.
Eheh.
Bu
aslında bir "film" değil, 8 adet kısa filmin kolajından ibaret bir propaganda aracı; hem de kötü bir propaganda aracı.
3 Nisan 2012
Kurt Cobain'in daha önce görülmemiş çıplak fotoları!
Tamam, kandırdım sizi, çıplak değil; ama daha önce görülmemiş oldukları doğru. Hem kim ne yapsın allasen Kurt Cobain'in çıplak fotolarını. Gerçi bilmem, belki onun da meraklısı vardır. Neyse. Ne diyorduk? Heh, görülmemiş fotolar diyorduk.
Kasım 1993'te, Kurt Cobain'in ölümünden beş ay önce, Amerikalı fotoğrafçı Jesse Frohman, Kurt Cobain ve Nirvana'nın fotoğraflarını çekmiş ve bunlar bu güne kadar yayımlanmadan öylece kalmış. Muhtemelen bu fotoğrafları iyi miktarda paraya tahvil edebilmek için doğru zamanı kolluyordu Jesse abi, kollasın napalım, hakkıdır onun da.
Söz konusu fotoğraflar New York'ta Morrison Hotel Gallery'de 3 - 26 Nisan arasında ilk kez sergilenecekmiş. Yolu sevgiden geçtiği kadar New York'a da düşen olursa aranızda, bir gider görür.
Merak eden bu linkteki, evet tam da üzerinde olduğunuz linkteki galeriden birkaç fotoğraf daha görebilir.
Kasım 1993'te, Kurt Cobain'in ölümünden beş ay önce, Amerikalı fotoğrafçı Jesse Frohman, Kurt Cobain ve Nirvana'nın fotoğraflarını çekmiş ve bunlar bu güne kadar yayımlanmadan öylece kalmış. Muhtemelen bu fotoğrafları iyi miktarda paraya tahvil edebilmek için doğru zamanı kolluyordu Jesse abi, kollasın napalım, hakkıdır onun da.
Söz konusu fotoğraflar New York'ta Morrison Hotel Gallery'de 3 - 26 Nisan arasında ilk kez sergilenecekmiş. Yolu sevgiden geçtiği kadar New York'a da düşen olursa aranızda, bir gider görür.
Merak eden bu linkteki, evet tam da üzerinde olduğunuz linkteki galeriden birkaç fotoğraf daha görebilir.
13 Mart 2012
Ah ne şakacısınız, ilâhi Gherush92!
Eheh. Eheheh. Oğlum bu her konuda steril ötesi olma yanlısı, politically correct'liğin artık bokunu çıkarmış adamlar beni öldürüyor. Birleşmiş Milletler'in Ekonomik ve Sosyal Konsey'ine danışmanlık yapan araştırmacılardan oluşan Gherush92 isimli bir sivil toplum örgütü, Dante Alighieri'nin İlâhi Komedya'sının eğitim-öğretim programlarından kaldırılmasını istemiş. Sebep ise antisemit, islamofobik, ırkçı ve homofobik olmasıymış. Absürd müsünüz lan? O halde bütün sanat eserlerinin içine doğduğu sosyal ve kültürel bağlamları yok sayalım. Yeri gelmişken Shakespeare'in Venedik Tüccarı'nı, ne bileyim Orwell'in 1984'ünü falan da yasaklayalım?
9 Mart 2012
Ko-la-nın--ren-gi--de-ği-şe-mez!
Başlığı iki dörtlük komünist slogan ritminde okuduysak devam edebiliriz.
Ajansımıza biraz önce düşen bir habere (haberler ajanslara neden "düşer", insan gibi "gelemez" mi?) göre klasik Coca-Cola ve Pepsi ürünlerinin artık kahverengi mi dersiniz, siyah mı dersiniz, bordo mu dersiniz, rengi değişecekmiş. Değişebilirmiş. Değişmek üzereymiş. Değişesi varmış. Tam kesin değilmiş gibi de sanki geldi bana ama değişirmiş, öyleymiş.
Coca-Cola. Dile kolay 126 yıl. Orijinal rengi yeşilmiş gerçi, öyle diyorlar, ama hemen değiştirmişler "yeşil şey içilir mi la!" diyerek, bugünkü hâlini almış (bugünkü rengi şöyle salim kafayla düşününce içmek için daha korkunç aslında, neyse). İşte 126 yıl sonra renk değiştirecek. Günahtır. Sebebi şöyle açıklamaya çalışalım:
Şimdi bir varmış bir yokmuş 4-metilimizadol (4-MI ya da 4-MEI diye kısaltılıyor) diye bir kimyasal madde varmış. Kola üreticileri bu maddeyi içeceklerini renklendirmek için kullanırmış. Günlerden bir gün bu madde üzerine kimyasal araştırmalar yapılmış ve aşırı kullanıldığında kanserojen etkiye sahip olabileceği iddia edilmiş. Kaliforniya'daki yetkili abiler de 2011 yılında bu maddeyi resmî olarak "kanserojen maddeler" listesine eklemiş. Bu maddeyi kullanan içecek firmalarının formüllerini değiştirmesi gerekmiyormuş, fakat şişelerinin üstüne "kanserojen etkiye sahip madde içerir, haberiniz olsun, aklınızı almayayım" şeklinde bir uyarı koymaları gerekiyormuş. Haliyle böyle bir uyarı koymak istemeyen içecek şirketleri de içeceklerini renklendirme yöntemlerini değiştirme kararı almışmış. Şişenin üzerinde belirtme gerekliliği olanın altında bir oranda 4-MI kullanacaklarmış. Yalnız bu durum kolanın rengini biraz açıyormuş, biraz ağartıyormuş. Durum bundan ibaret. 4-MI hakkındaki spekülasyonlar ise bitmek bilmiyor (imiş).
Şu anda bu madde sadece Kaliforniya eyaleti tarafından kanserojen maddeler listesine alınmış durumda. Ancak Center for Science in the Public Interest isimli sivil toplum kuruluşu Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'ni bu hafta yine uyararak maddenin tüm ülkede kanserojen ilan edilmesini istemiş. Amerikan Alkolsüz İçecek Birliği ise haliyle "la bi git la, olur mu la böyle şey" diyor; ya da daha düzgün çevirecek olursak şöyle diyor: "Yav Kaliforniya bu maddeyi aldı listeye de, çok afedersin ama sıçanlarlan farelerlen yapılan tek bir çalışmayı dayanak aldı bunu yaparken. Bir kere senin benim gibi normal bir insanın o çalışmadaki afedersin bir sıçanın aldığı dozda bu maddeyi alabilmesi için 70 yıl boyunca her gün 2900 şişe kola içmesi lazım la. Ki o zaman da anca fareyi kanser edecek dozu alıyor ha. Neticede biz fare de değiliz. Center for Science mı işte o sırf korkutma taktiği izliyor bak söyleyeyim ben. Bilimde bunun yeri yok. Bilim 4-MI maddesinin yiyecek içecekte bulunmasının insan sağlığına zararlı olmadığını gösteriyor. Bunların yaptığı bilim değil şarlatanlık!"
Bütün bunlara rağmen Coca-Cola ve Pepsi, Kaliforniya yasalarına uymak için renklendirme formüllerini değiştirmeye başlamış bile. Kaliforniya'nın ardından da tüm ülkeye yayılacakmış bu yeni formüllü kola. Sonra bize kadar da gelir diye düşünüyorum. Belki de gelmez. Bakalım.
Benim fikrimi soran yok ama ben kolaya zehir koysalar içerim diyorum. Atkafasının ölümü koladan olsun.
Kaymaklar:
http://www.internazionale.it/news/salute/2012/03/08/la-coca-cola-cambia-colore/ (önce burada gördüm)
http://news.sympatico.ctv.ca/home/coke_pepsi_tweak_colour_to_avoid_cancer_warning/0c26d901 (sonra buraya kaydım)
Ajansımıza biraz önce düşen bir habere (haberler ajanslara neden "düşer", insan gibi "gelemez" mi?) göre klasik Coca-Cola ve Pepsi ürünlerinin artık kahverengi mi dersiniz, siyah mı dersiniz, bordo mu dersiniz, rengi değişecekmiş. Değişebilirmiş. Değişmek üzereymiş. Değişesi varmış. Tam kesin değilmiş gibi de sanki geldi bana ama değişirmiş, öyleymiş.
Coca-Cola. Dile kolay 126 yıl. Orijinal rengi yeşilmiş gerçi, öyle diyorlar, ama hemen değiştirmişler "yeşil şey içilir mi la!" diyerek, bugünkü hâlini almış (bugünkü rengi şöyle salim kafayla düşününce içmek için daha korkunç aslında, neyse). İşte 126 yıl sonra renk değiştirecek. Günahtır. Sebebi şöyle açıklamaya çalışalım:
Şimdi bir varmış bir yokmuş 4-metilimizadol (4-MI ya da 4-MEI diye kısaltılıyor) diye bir kimyasal madde varmış. Kola üreticileri bu maddeyi içeceklerini renklendirmek için kullanırmış. Günlerden bir gün bu madde üzerine kimyasal araştırmalar yapılmış ve aşırı kullanıldığında kanserojen etkiye sahip olabileceği iddia edilmiş. Kaliforniya'daki yetkili abiler de 2011 yılında bu maddeyi resmî olarak "kanserojen maddeler" listesine eklemiş. Bu maddeyi kullanan içecek firmalarının formüllerini değiştirmesi gerekmiyormuş, fakat şişelerinin üstüne "kanserojen etkiye sahip madde içerir, haberiniz olsun, aklınızı almayayım" şeklinde bir uyarı koymaları gerekiyormuş. Haliyle böyle bir uyarı koymak istemeyen içecek şirketleri de içeceklerini renklendirme yöntemlerini değiştirme kararı almışmış. Şişenin üzerinde belirtme gerekliliği olanın altında bir oranda 4-MI kullanacaklarmış. Yalnız bu durum kolanın rengini biraz açıyormuş, biraz ağartıyormuş. Durum bundan ibaret. 4-MI hakkındaki spekülasyonlar ise bitmek bilmiyor (imiş).
Şu anda bu madde sadece Kaliforniya eyaleti tarafından kanserojen maddeler listesine alınmış durumda. Ancak Center for Science in the Public Interest isimli sivil toplum kuruluşu Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'ni bu hafta yine uyararak maddenin tüm ülkede kanserojen ilan edilmesini istemiş. Amerikan Alkolsüz İçecek Birliği ise haliyle "la bi git la, olur mu la böyle şey" diyor; ya da daha düzgün çevirecek olursak şöyle diyor: "Yav Kaliforniya bu maddeyi aldı listeye de, çok afedersin ama sıçanlarlan farelerlen yapılan tek bir çalışmayı dayanak aldı bunu yaparken. Bir kere senin benim gibi normal bir insanın o çalışmadaki afedersin bir sıçanın aldığı dozda bu maddeyi alabilmesi için 70 yıl boyunca her gün 2900 şişe kola içmesi lazım la. Ki o zaman da anca fareyi kanser edecek dozu alıyor ha. Neticede biz fare de değiliz. Center for Science mı işte o sırf korkutma taktiği izliyor bak söyleyeyim ben. Bilimde bunun yeri yok. Bilim 4-MI maddesinin yiyecek içecekte bulunmasının insan sağlığına zararlı olmadığını gösteriyor. Bunların yaptığı bilim değil şarlatanlık!"
Bütün bunlara rağmen Coca-Cola ve Pepsi, Kaliforniya yasalarına uymak için renklendirme formüllerini değiştirmeye başlamış bile. Kaliforniya'nın ardından da tüm ülkeye yayılacakmış bu yeni formüllü kola. Sonra bize kadar da gelir diye düşünüyorum. Belki de gelmez. Bakalım.
Benim fikrimi soran yok ama ben kolaya zehir koysalar içerim diyorum. Atkafasının ölümü koladan olsun.
Kaymaklar:
http://www.internazionale.it/news/salute/2012/03/08/la-coca-cola-cambia-colore/ (önce burada gördüm)
http://news.sympatico.ctv.ca/home/coke_pepsi_tweak_colour_to_avoid_cancer_warning/0c26d901 (sonra buraya kaydım)
| Maradona gibi yap: Coca'yı bırak (İtalya'da Coca-Cola'yı da Kokain'i de "Coca" şeklinde kısaltıyorlar) |
3 Mart 2012
Beyin Ceketi
Tevellütü müsaade edenler hatırlayacaktır, 1980lerin ortalarında bir beyin ceketi modası başgöstermişti. Tabii Türkiye'nin o dönemki durumu malûm, öyle her şey bulunmuyor, beyin ceketi sahibi olmak için de ya yurtdışına giden bir tanıdığa sipariş verilir ya da orada yaşayan gurbetçi akrabalar falan varsa onlardan istenirdi. Türkiyeli girişimciler derin uykuda olmasına karşın, sene 1988'di sanırım, Barış Manço köfteyi çakmış, en meşhur beyin ceketi markalarından biri olan John Brain Jackets'in Türkiye temsilciliğini alıvermişti. Bir Türk ve Türkçe gönüllüsü olarak da markanın adını Ahmet'e çevirmiş idi. O dönem Ahmet Beyin Ceketleri kapış kapış gitmişti. Hatta Manço bu ceketleri "Ful Aksesuar '88: Sahibinden İhtiyaçtan" sloganıyla satıyordu ve aynı isimli bir de albüm yapmıştı sırf promosyon olsun diye. Üstelik bununla da yetinmeyip kendi markası için "Ahmet Beyin Ceketi" diye bir şarkı da yerleştirivermişti albüme. Hey gidi günler. Fakat kısa bir süre sonra beyin ceketleri de, beyin ceketi konsepti de zihnimizden uçup gitti, siliniverdi. Ne yazık.
29 Şubat 2012
28 Şubat 2012
İngilizcemi öğreniyorum: "crime" ve "crazy"
Türkçe fonetiğe göre "kraym" şeklinde ifade ve telaffuz edilip güzel Türkçemizde "suç" anlamına gelen "crime" sözcüğünü örnek bir cümlede kullanalım: "Ağzını burnunu crime". Görüldüğü üzere birisinin ağzını burnunu kırmanın bir suç olduğu bundan daha iyi ifade edilemezdi.
Cenk ve Erdem Beylerin "ağzını burnunu crazy" örnek cümlesi ise bu suçun bir çılgınlık anında da işlenebileceği üzerinde durur. Evet, Türkçe fonetikte "kreyzi" şeklinde gösterebileceğimiz "crazy" sözcüğü "çılgın, deli, manyak" anlamlarına gelir.
Esen kalın.
Cenk ve Erdem Beylerin "ağzını burnunu crazy" örnek cümlesi ise bu suçun bir çılgınlık anında da işlenebileceği üzerinde durur. Evet, Türkçe fonetikte "kreyzi" şeklinde gösterebileceğimiz "crazy" sözcüğü "çılgın, deli, manyak" anlamlarına gelir.
Esen kalın.
27 Şubat 2012
Cesur Yeni Dünya: Distopya mı, yoksa ütopya mı?
Huxley, o dönemde parlamenter demokrasiden umutsuz, toplumun teknokrat bir elit kesim tarafından yönetilmesi yanlısı, propagandayı devlet kontrolünün meşru bir aracı olarak gören, Sovyetler Birliği'nin ulusal kalkınma planlarının iyi bir yöntem olduğunu düşünen, güçlü ve akıllı bir merkezi otoriteden yana, dünyadaki en büyük ihtiyacın "istikrar" olduğunu savunan, Batı Avrupa soyunun hızla bozuluyor olduğunu söyleyip Sosyal Darwinizm etkisindeki öjenik uygulamaların kullanımına destek veren, "Koşullar liberalleri diktatörlüğe başvurmaya zorlayabileceği gibi, hümanistleri de bilimsel propagandaya zorlayabilir. Düzenin her türlüsü kaostan yeğdir." cümlesini kuran bir profil çiziyordu. Bu görüşlerin pek çok yankısı kitapta betimlenen toplumda yoğun bir şekilde hissediliyor.
1935 yılında Huxley'e romandaki temel çatışmayla ilgili olarak kendisini "hangi taraftan yana" hissettiği sorulduğunda ise, ikisinden de yana olmadığı, iki ucun arasındaki bir ortanın hem istemeye değer hem de olası olduğu, insanlığın hedefinin de bu olması gerektiği yönünde bir cevap vermiş. Bu nedenle romanda tasvir edilen toplum benim için bir distopya ise de Huxley için bazı aksaklıklar içeriyor olsa bile "ütopya"ya daha yakın bir yerde sanırım.
Çevirmene not: "John'ın" değil Ümit Tosun abicim, "John'un". Hasta ettin beni, hasta.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




