28 Şubat 2012

İngilizcemi öğreniyorum: "crime" ve "crazy"

Türkçe fonetiğe göre "kraym" şeklinde ifade ve telaffuz edilip güzel Türkçemizde "suç" anlamına gelen "crime" sözcüğünü örnek bir cümlede kullanalım: "Ağzını burnunu crime". Görüldüğü üzere birisinin ağzını burnunu kırmanın bir suç olduğu bundan daha iyi ifade edilemezdi.

Cenk ve Erdem Beylerin "ağzını burnunu crazy" örnek cümlesi ise bu suçun bir çılgınlık anında da işlenebileceği üzerinde durur. Evet, Türkçe fonetikte "kreyzi" şeklinde gösterebileceğimiz "crazy" sözcüğü "çılgın, deli, manyak" anlamlarına gelir.

Esen kalın.

27 Şubat 2012

Cesur Yeni Dünya: Distopya mı, yoksa ütopya mı?

Aldous Huxley'in 1931 yılında yayımladığı Cesur Yeni Dünya'nın (Brave New World) "bilimkurgusal hayal gücü" epey yetersiz olsa da toplum psikolojisine ve sosyal psikolojiye dair söyledikleri oldukça tatmin edici. Bununla birlikte kitabın gerçekte bir "distopya" mı yoksa "ütopya" mı olarak kurgulandığı epey muallakta. Bana kalırsa elbette baştan aşağı bir distopya, ancak yazarın kitabın yazıldığı dönemdeki görüşlerine bakacak olursak, metni "kendi içerisinde aksaklıklar da içeren bir ütopya" olarak tasarlamış olma olasılığı da gayet yüksek.

Huxley, o dönemde parlamenter demokrasiden umutsuz, toplumun teknokrat bir elit kesim tarafından yönetilmesi yanlısı, propagandayı devlet kontrolünün meşru bir aracı olarak gören, Sovyetler Birliği'nin ulusal kalkınma planlarının iyi bir yöntem olduğunu düşünen, güçlü ve akıllı bir merkezi otoriteden yana, dünyadaki en büyük ihtiyacın "istikrar" olduğunu savunan, Batı Avrupa soyunun hızla bozuluyor olduğunu söyleyip Sosyal Darwinizm etkisindeki öjenik uygulamaların kullanımına destek veren, "Koşullar liberalleri diktatörlüğe başvurmaya zorlayabileceği gibi, hümanistleri de bilimsel propagandaya zorlayabilir. Düzenin her türlüsü kaostan yeğdir." cümlesini kuran bir profil çiziyordu. Bu görüşlerin pek çok yankısı kitapta betimlenen toplumda yoğun bir şekilde hissediliyor.

1935 yılında Huxley'e romandaki temel çatışmayla ilgili olarak kendisini "hangi taraftan yana" hissettiği sorulduğunda ise, ikisinden de yana olmadığı, iki ucun arasındaki bir ortanın hem istemeye değer hem de olası olduğu, insanlığın hedefinin de bu olması gerektiği yönünde bir cevap vermiş. Bu nedenle romanda tasvir edilen toplum benim için bir distopya ise de Huxley için bazı aksaklıklar içeriyor olsa bile "ütopya"ya daha yakın bir yerde sanırım.

Çevirmene not: "John'ın" değil Ümit Tosun abicim, "John'un". Hasta ettin beni, hasta.

24 Şubat 2012

Can Bonomo, Love Me Back ve bir söyleşi

Can Bonomo. Birkaç şarkısına şu Eurovision muhabbetinden önce denk gelmiş ve açıkçası o şarkıları sevmemiştim. Malûm, müşkülpesent bir insanım. Eurovision'da Türkiye'yi temsil edeceğini duyunca yeniden şöyle bir göz attım, yine beğenemedim. Eh, Eurovision şarkısını beklemekten başka yapacak bir şey kalmamıştı. Şarkıyı duyduğumda ise ilk tepkim "Aha! Güzel lan! İş yapar bu şarkı" oldu. Çok uzun zamandır ilk defa Türkiye adına Eurovision'a katılacak bir şarkıyı ilk dinleyişte beğendim. 3 dakikalık bir pop şarkısının içine yedirilebilecek kadar Anadolu ruhu, son derece akılda kalıcı bir melodi ve özellikle üfleme çalgıların kattığı tadımlık bir Klezmer havası. Eurovision mantığına son derece uygun bir şarkı. Eleman da sempatik. Daha ne olsun? 1997 yılından bu yana (o yıl Dinle ile Şebnem Paker gitmişti) Türkiye adına Eurovision'a katılan en güzel şarkı.


Şarkı sözleriyle ilgili yapılan yorumlar da tamamen gereksiz. Bir pop şarkısından, hele ki Eurovision'a gidecek bir pop şarkısından ne kadar anlamlı sözler bekleyebilirsiniz ki? Üstelik ben şarkının son kıtasını bildiğin sevdim! Sözler Türkçe olsaydı daha mı iyi olurdu? Olabilir, ama sonuçta Türkçe değil ve üzerinde konuşulması gereken şey "yapılmamış olan" değil, ortadaki mevcut ürün.

***

Bu arada Can Bonomo'yla bu şarkının belirlenmesinden önce yapılmış ve 4 Şubat'ta da İtalyan Eurovision hayranlarının "takıldığı" Esc-Time isimli bir sitede yayımlanmış kısacık İtalyanca bir söyleşi gördüm biraz önce. Hazır elim değmişken onu da çevirip buraya koyayım:

"Esc-Time: Sevgili Can, bizimle bu söyleyişi yapmayı kabul ettiğin için teşekkürler. İlk olarak kendini Esc-Time okuyucularına tanıtır mısın?

Can Bonomo: 24 yaşındayım ve İstanbul'da yaşıyorum. Müzikle uğraşmaya 8 yaşında başladım. Üniversitede sinema, sanat tarihi ve görsel tasarım okudum. Müzisyen olmaya karar verdim ve ilk albümümü 9 ay önce yayımladım.

E: Müzik dünyasına nasıl yakınlaştın?

C: 11 yaşından beri şiir yazıyorum. Onları şarkılara dönüştürmeye karar verdim. Bir çift şarkı kaydettim ve demoyu bir prodüktöre yolladım. Müziğimden hoşlandı ve benimle çalışmaya başladı. 2 yıllık bir süreç içerisinde albümü bitirdik ve yayımladık.

E: Türkiye'yi Eurovision'da temsil etmen için TRT seninle iletişime geçtiğinde nasıl hissettin?

C: 9 gün önceydi [bize cevaplarını gönderdiğinde tarih 11 Ocak'tı]. Böyle önemli bir işin altına girmek beni onurlandırdı ve gururlandırdı. Her şeyden öte bu heyecan verici ve çılgınca.

E: Türkiye Eurovision'da özellikle İngilizce şarkılarla önemli başarılar kazandı. Hangi dilde söyleyeceksin?

C: Stüdyoda halen birkaç şarkı üzerinde çalışıyoruz, ama sanırım İngilizce olacak.

E: Eurovision Şarkı Yarışmasını hiç izledin mi? Daha önceki yıllardan birkaç favori şarkın var mı?

C: Birkaç kere izlemiştim. Favori şarkım Alexander Rybak'ın Fairy Tale'i.

E: Eurovision'dan beklentilerin neler?

C: Ülkemi olabilecek en iyi şekilde temsil etmek. Deneyim kazanmak. Yeni birkaç arkadaş edinmek ve eğlenmek.

E: İnternette seninle ilgili haberleri okuduğumuzda İtalyan kökenli olabileceğini düşündük[*]. Doğru mu?

C: Hayır. Sefarad Yahudisiyim. Bu da demek oluyor ki atalarım 540 yıldan beri Türkler.

E: Gelecek için projelerin var mı? Özellikle Eurovision'a katılımından (belki de zaferinden) sonra.

C: Şu anda yapacağım performansa yoğunlaşmış durumdayım. Henüz gelecek için herhangi bir projem yok."

[*] "Bonomo" soyadının İtalyancada "iyi adam" anlamına gelen "buon uomo" sözcüğüyle olan benzerliği böyle bir düşünce doğurmuş sanırım.

20 Şubat 2012

Duu dun duu duu

Hep söylerim, bir Beatles albümünü ya da şarkısını ne kadar uzun zamandır dinliyor olursanız olun, her yeniden dinleyişinizde "yeni" bir şeyler bulma olasılığınız vardır. İlk defa 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl önce dinlediğiniz bir şarkı için bile geçerlidir bu. Bir yerlerde keşfedilmeyi bekleyen küçük bir ayrıntı durur. Ufak bir hata, bir nefes alış sesi, bir gitar notası, dışarıdan gelen tuhaf bir gürültü, armoni vokallerdeki ince bir ayrıntı; bunlardan herhangi biri ya da daha fazlası. Bir de asla keşfetme olanağınız olmayan şeyler vardır. Çünkü bu ikinci gruba girenler ortaya çıkan "son ürün"e dahil değildir. Fakat farklı bir yerde, farklı bir şekilde karşınıza çıkma olasılıkları söz konusudur. Bu gerçekleştiğinde Bülent Ersoy'a bir selam çakmanız, "fevkaladenin fevkinde" demeniz gerekebilir.


İşte Here Comes the Sun'ın kayıtları esnasında George Harrison tarafından çalınmış ufak bir gitar pasajı 1969 yılında şarkının miksajı sırasında dışarıda bırakılmış (bence dışarıda bırakılması iyi bir seçim olmuş, onu tartışmıyorum), George Martin bile hatırlamıyor. Bir belgesel çekimi için George Martin ve Giles Martin'le birlikte konsolun önüne geçen Dhani Harrison, Here Comes the Sun'ın master teybini dinlerken söz konusu kaydın olduğu kanalı açmasa belki hiç duyamayacaktık bu gitar pasajını. Dünyanın sonu olmazdı da, duyduk hoş oldu, onu diyorum. Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ bıraktı dey mi?

13 Şubat 2012

Surf's Up - again!

Şu dünyadaki en sevdiğim şarkıyı ("God Only Knows") yapan, şu dünyadaki en sevdiğim birkaç gruptan biri olan The Beach Boys 50. yıldönümleri vesilesiyle hayatta olan üyelerini içerecek şekilde yeniden bir araya gelme kararını 2011 sonlarında duyurmuştu. Yeni bir Beach Boys albümü ve bir dünya turu bizi bekliyordu.



Bu arada ilk canlı performanslarını da dün 54. Grammy ödüllerinde sergileyip efsanevi şarkıları "Good Vibrations"ı söylediler. Onlardan önce ise sevmediğim grup Maroon 5, "Surfer Girl"ü; henüz kendi şarkılarını dinleme fırsatını bulamadığım (daha doğrusu bununla ilgilenmediğim) grup Foster the People, "Wouldn't It Be Nice"ı söylemiş. İzleyelim.


Dünya turunda nerelerde ne zaman konser vereceklerine dair bilgiler ise 15 Şubat'ta açıklanacakmış.

29 Ocak 2012

Paullar Ölü

Gerçek Paul McCartney'in 1966 yılında öldüğünü ve yerine bir benzerinin geçirildiğini herkes bilir. Fakat kimsenin bilmediği bir şey, Paul'un benzerinin de ölüp onun yerine başka bir benzerinin konulduğudur. 2011 yılına kadar ölü Paul'un benzerlerinin toplam sayısı 14 idi. İlginçtir ki Paul'un bütün bu benzerleri Herefordshire'daki bir köyden gelmiştir. Bu köyde yaşayan herkes, kadınlar ve evcil hayvanlar da dahil olmak üzere, inanılmaz bir biçimde gerçek Paul'a benzemekteydi. Öyle ki, 3 numaralı Paul benzeri (Ocak 1968'den Kasım 1968'e kadar görevde kalmıştır) Ryeland cinsi bir koyun idi. The White Album'un bazı parçalarında uzun melemeler duyulabilir, bazı eleştirmenler bunun Yoko Ono'nun kayıt stüdyosuna yaptığı ani baskınlardan kaynaklandığını düşünüyor olsalar da bu doğru değildir. 1966 yılından bugüne kadarki bütün Paul'ların derileri ise Ringo Starr'ın burnunda muhafaza edilmektedir.

23 Aralık 2011

Şarkı: Fabrizio De André - Andrea (1978)

Andrea, ilk olarak Fabrizio De André'nin dokuzuncu albümü 1978 tarihli Rimini için kaydedilmiş bir şarkı.


Bir yıl sonraki canlı De André albümü In concerto - Arrangiamenti PFM'de de
kendine yer bulmuş, hatta o versiyonun daha meşhur olduğu da söylenebilir.


Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan eşcinsel bir aşk hikayesinden bahseden şarkı, La guerra di Piero'yla birlikte, zaman içerisinde yalnızca De André'nin değil, aynı zamanda İtalyan müziğinin de en güçlü antimilitarist/savaş karşıtı şarkılarından birine dönüşmüş. Geniş anlamda ise şarkının "farklı olmak" konsepti üzerine kurulu olduğu söylenebilir.

Şarkının son dizelerinden ("... il secchio gli disse signore il pozzo è profondo ... lui disse mi basta che sia più profondo di me" / "... kova ona dedi ki, bayım kuyu derin ... o dedi ki benden daha derin olsun, bana yeter") anlaşılan o ki Andrea, cephede ölen sevgilisinin ardından kendini kuyuya atıp hayatına son veriyor.

Fabrizio De André 19 Aralık 1992'de Milano'da Teatro Smeraldo'da verdiği bir konserde şarkı hakkında şunları söylemiş:
"Questa canzone la dedichiamo a quelli che Platone chiamava, in modo addirittura poetico, i "figli della luna"; quelle persone che noi continuiamo a chiamare gay oppure, per una strana forma di compiacimento, diversi, se non addirittura culi. Ecco, mi fa piacere cantare questa canzone, che per altro è stata scritta per loro una dozzina anni fa, così a luci accese, anche a dimostrare che oggi, almeno in Europa, si può essere semplicemente se stessi senza più bisogno di vergognarsene."

Türkçeye çevirecek olursam: "Bu şarkıyı Eflatun'un, handiyse şairane bir şekilde, "ayın çocukları" olarak adlandırdıklarına adıyoruz; o insanlar biz onlara gay demeyi sürdürüyoruz, ya da garip bir zevkle "farklı olanlar" diyoruz, eğer götverenler diye adlandırmıyorsak. İşte, onlar için bir düzine yıl kadar önce yazılmış olan bu şarkıyı söylemek hoşuma gidiyor, böylece, açık bir şekilde, bugün en azından Avrupa'da hiç utanç hissetmeden insanların basitçe ne iseler o olabileceklerini göstermek için de."

Şarkının sözleri ve Türkçe çevirisi ise şöyle:

Andrea s'è perso s'è perso e non sa tornare
Andrea s'è perso s'è perso e non sarà tornare
Andrea aveva un amore riccioli neri
Andrea aveva un dolore riccioli neri.

C'era scritto sul foglio ch'era morto sulla bandiera
C'era scritto e la firma era d'oro era firma di re

Ucciso sui monti di trento dalla mitraglia.
Ucciso sui monti di trento dalla mitraglia.

Occhi di bosco, contadino del regno, profilo francese
Occhi di bosco, soldato del regno, profilo francese
E Andrea l'ha perso ha perso l'amore la perla più rara
E Andrea ha in bocca un dolore la perla più scura.

Andrea raccoglieva violette ai bordi del pozzo
Andrea gettava riccioli neri nel cerchio del pozzo
Il secchio gli disse - signore il pozzo è profondo
Più fondo del fondo degli occhi della notte del pianto.

Lui disse - mi basta mi basta che sia più profondo di me.
Lui disse - mi basta mi basta che sia più profondo di me.

***

Andrea kayboldu kayboldu ve geri dönemez
Andrea kayboldu kayboldu ve geri dönmeyecek
Andrea'nın bir aşkı vardı siyah bukleli.
Andrea'nın bir acısı vardı siyah bukleli.

Kağıtta yazılıydı, bayrağın üzerinde ölmüştü
Yazılıydı ve imza altındandı, kralın imzası.

Trento'nun dağlarında bir makineli tüfekle öldürülmüştü
Trento'nun dağlarında bir makineli tüfekle.

Orman gözlü, krallığın çiftçisi, fransız görünümlü
Orman gözlü, krallığın askeri, fransız görünümlü
Ve Andrea onu kaybetti, aşkını kaybetti, en nadir inciyi
Ve Andrea'nın ağzında bir acılık var, en kara inci.

Andrea menekşeleri topluyordu kuyunun kenarında
Andrea siyah bukleleri fırlatıyordu kuyunun içine
Kova ona dedi ki - bayım kuyu derin
Gözyaşı gecesinin gözlerinin derinliğinden de derin.

O dedi ki - bana yeter, yeter ki daha derin olsun benden.
O dedi ki - bana yeter, yeter ki daha derin olsun benden.

5 Aralık 2011

Albüm: Franco Battiato - Fetus (1972)

Sicilyalı müzisyen Franco Battiato'nun 1972 tarihli ilkalbümü Fetus - Ritorno al Mondo Nuovo (Fetüs - Yeni Dünyaya Dönüş) gerçekten ilginç bir albüm. İçinde elektronik müzikten avangarda, progressive rock'tan folk'a ve pop melodilerine kadar her çeşit müzik türünün izlerini bulmak mümkün. Buna rağmen çokça bütünlüklü, ve deneyselliği güzelliğine güzellik katıyor.

Albümün kartonetinde Battiato'nun bir notu var: "Bu albüm Aldous Huxley'e ve onun eserlerine adanmıştır," diyor. Sözlerinde de, bazı bazı, Huxley'in eserlerine göndermeler içeriyor. Şarkı isimlerinin neredeyse tamamı genetik bilimiyle bağlantılı terimler. Albüm bir konsepti takip ediyor. İlk şarkılarda sözlerin sonradan bilimkurgusal bir yön izleyeceğini anlayamıyorsunuz, bir insanın dünyaya geliş hikâyesinden söz edildiğini düşünüyorsunuz. Fakat sonradan sürreel öğeler artıyor ve ilginç bir yöne taşıyor albümü, yıldızlararası seyahate kadar.

Şarkılar temel ve ayırt edilebilir armonilerle örülü oldukça melodik bir yön izliyor. Albümü devrimci yapan şey ise düzenlemeler. EMS VCS3 isimli analog synthsizer'ın ilk kullanımlarından biri bu albümde yer alıyor (üstelik Brian Eno'dan -Roxy Music- daha önce!). Çalanlar ise Battiato ile birlikte Milanolu deneysel müzisyen Roberto Cacciapaglia. Onlara Riccardo Pirolli'nin akustik gitarı eşlik ediyor.


Albüm biri İtalyanca diğeri İngilizce olmak üzere iki versiyon halinde kaydedilmiş. Ancak İngilizce versiyon 1999 yılına kadar günışığına çıkmamış. Albümün kapağında yer alan 'fetüs' ise Gianni Sassi'ye ait bir dizayn. O döneme göre o kadar şoke edici ki, pek çok müzik dükkânı plağı raflarında sergilemeyi reddediyor.

Şarkılara ve şarkı sözlerinin Türkçelerine geçmeden önce birkaç not daha eklemek istiyorum: Fenomenologia isimli şarkı x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ) formülüyle kapanıyor. Bu kısım albümün temasının matematiksel ifadesi olarak kabul edilebilir. Aslında bu iki matematiksel ifade, aynı grafik üzerinde gösterildiği takdirde, aynı boyuta sahip fakat bir gamma birimiyle fazlandırılmış iki sinüs eğrisini temsil ediyor; ki bu DNA sarmalının iki boyutlu gösterimi anlamına geliyor (işte albümün ana teması). Meccanica isimli şarkının sonunda ise Apollo 11 ekibinden Neil Armstrong ve Edwin Aldrin'in, ve dönemin ABD başkanı Richard Nixon'ın konuşmaları duyuluyor.

1. Fetus (Fetüs)

Non ero ancora nato

Che già sentivo il cuore

Che la mia vita

Nasceva senza amore

Mi trascinavo adagio

Dentro il corpo umano

Giù per le vene

Verso il mio destino

***

Henüz doğmamıştım

Ki yine de hissediyordum kalbimde

Hayatımın

Aşk olmadan doğuyor olduğunu

Sürükleniyordum yavaşça

İnsan bedeni içine

Damarlardan aşağıya

Kaderime doğru


2. Una cellula (Bir hücre) 

Cambieranno le mie cellule

E il mio corpo nuova vita avrà

Le molecole che ho guaste

Colpa dell'ereditarietà

Sarò una cellula

Fra motori

Come una cellula

Vivrò

Viaggeremo più veloci della luce

Intorno al sole

Come macchine del tempo

Contro il tempo che non vuole

Sarò una cellula

Fra motori

Come una cellula

Vivrò

***

Değişecek hücrelerim

Ve bedenim kavuşacak yeni hayata

Sahip olduğum zarar görmüş moleküller

Kalıtımın hatası

Bir hücre olacağım

Dişliler arasında

Bir hücre gibi

Yaşayacağım

Yol alacağız ışıktan daha hızlı

Güneşin etrafında

Zaman makineleri gibi

İstemeyen zamana karşı

Bir hücre olacağım

Dişliler arasında

Bir hücre gibi

Yaşayacağım


3. Cariocinesi (Çekirdek bölünmesi)

Un nucleo si divide

E due sono le vite

E quattro e otto ancora

In giusta progressione

Processo di magia

Processo forse cieco

O forse illuminato

Da memoria senza passato

Un nucleo si divide

L'errore lo interrompe

E dentro il meccanismo

Un velo che si chiama caso.

***

Bir çekirdek bölünüyor

Ve orada iki yaşam

Ve dört ve sekiz şimdiden

Doğru bir ilerleyiş

Sihirli bir süreç

Belki kör bir süreç

Ya da belki aydınlık

Geçmişi olmayan bir anıdan

Bir çekirdek bölünür

Bir hata onu kesintiye uğratır

Ve mekanizmanın içinde

Kader adı verilen bir bahane


4. Energia (Enerji)

Ho avuto molte donne in vita mia

E in ogni camera ho lasciato qualche mia energia.

Quanti figli dell'amore sprecato io,

Racchiusi in quattro mura, ormai saranno

Spazzatura.

Se un figlio si accorgesse che per caso

È nato fra migliaia di occasioni

Capirebbe tutti i sogni che la vita dà

Con gioia ne vivrebbe tutte quante le illusioni.

Quante lacrime ho strappato senza mai piangerci su,

Quante angosce ho provocato per godere un po' di più,

Quante frasi false ho detto quante strane verità

Per fare sul mio metro questa personalità.

***

Hayatımda çok kadın oldu

Ve her odada bıraktım bir kısmını enerjimin.

Ne kadar da çok aşk çocuğunu harcadım ben,

Dört duvar arasında, onlar herhalde artık

Çöptür.

Eğer bir çocuk fark ederse şans eseri

Binlerce olasılıktan yalnızca biri olarak doğduğunu

Hayatın sunduğu tüm düşleri anlayabilir

Bütün o illüzyonları neşeyle yaşayabilir.

Ne kadar çok gözyaşı döktüm, hiç ağlamadan

Ne kadar çok acıya sebep oldum, biraz daha eğlenebilmek için

Ne kadar çok yanlış söz söyledim, ne kadar tuhaf gerçek

Ölçmek için bu kendi kişiliğimi.


5. Fenomenologia (Fenomenoloji)

È incerto il processo mentale,

La voce è marmo e cemento

E vivo malgrado me stesso...

Difficile attuare il controllo,

Attorno i miei occhi c'è nebbia,

I contorni si fanno imprecisi...

Ho già scordato la mia dimensione

E forze sconosciute mi strappano da me...

L'esotomia, l'ibm-azione,

De-cloro-de-fenilchetone,

Essedi-etilizzazione

Han dato vita

Alla programmazione.

x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ)

***

Zihinsel süreç belirsiz

Ses, mermer ve çimentodan

Ve yaşıyorum, kendime rağmen...

Kontrolü sağlamak zor,

Gözlerimin etrafı puslu,

Sınırlar müphem...

Boyutlarımı unuttum bile

Ve bilinmeyen güçler beni kendimden ayırıyor...

Ezotomi, ibm-hareketi,

Fenilketon klorür,

Etilizasyon, [bu kısımlardaki sözlerin bazıları hiçbir dilde yok, Battiato uyduruyordu, ben de uydurarak çevirdim]

Bu programlamaya hayat veriyorlar.

x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ)


6. Meccanica (Mekanik)

Meccanici i miei occhi

Di plastica il mio cuore

Meccanico il cervello

Sintetico il sapore

Mechaniche le dita

Di polvere lunare

In un laboratorio

Il gene dell'amore.

***

Gözlerim mekanik

Kalbim plastik

Beynim mekanik

Tat sentetik

Parmaklar mekanik

Ay tozundan yapılma

Bir laboratuvarda

Aşk geni.


7. Anafase (Anafaz)

Varcherò i congini della terra

Verso immensità...

Sopra le astronavi

Verso le stazioni interstellari

Viaggerò...

***

Aşacağım sınırlarını yeryüzünün

Sonsuzluğa doğru...

Uzay gemilerinin üstünde

Yıldızlararası istasyonlara doğru

Seyahat edeceğim...


8. Mutazione (Mutasyon)

Millenni di sonno mi hanno cullato

Ed ora ritorno. Qualcosa è cambiato

Non scorgo segnale che annunci la vita

Eppure l'avverto ci son vibrazioni.

Che cosa vedranno tra poco i miei occhi

Magari saranno dei corpi di pietra

Li sento arrivare, li sento arrivare...

***

Binlerce yıllık uyku salladı beşiğimi

Ve şimdi dönüyorum. Bir şeyler değişti

Hayat belirtisi yok

Yine de fark ediyorum ki, titreşimler var

Gözlerim ne görecek az sonra

Belki taştan mamûl vücutlar

Geldiklerini hissediyorum, geldiklerini hissediyorum...


3 Kasım 2011

Franco Battiato - Fetus

Sicilyalı müzisyen Franco Battiato'nun 1972 tarihli ilkalbümü Fetus - Ritorno al Mondo Nuovo (Fetüs - Yeni Dünyaya Dönüş) gerçekten ilginç bir albüm. İçinde elektronik müzikten avangarda, progressive rock'tan folk'a ve pop melodilerine kadar her çeşit müzik türünün izlerini bulmak mümkün. Buna rağmen çokça bütünlüklü, ve deneyselliği güzelliğine güzellik katıyor.

Albümün kartonetinde Battiato'nun bir notu var: "Bu albüm Aldous Huxley'e ve onun eserlerine adanmıştır" diyor. Sözlerinde de, bazı bazı, Huxley'in eserlerine göndermeler içeriyor. Şarkı isimlerinin neredeyse tamamı genetik bilimiyle bağlantılı terimler. Albüm bir konsepti takip ediyor. İlk şarkılarda sözlerin sonradan bilimkurgusal bir yön izleyeceğini anlayamıyorsunuz, bir insanın dünyaya geliş hikâyesinden söz edildiğini düşünüyorsunuz. Fakat sonradan sürreel öğeler artıyor ve ilginç bir yöne taşıyor albümü, yıldızlararası seyahate kadar.

Şarkılar temel ve ayırt edilebilir armonilerle örülü oldukça melodik bir yön izliyor. Albümü devrimci yapan şey ise düzenlemeler. EMS VCS3 isimli analog synthsizer'ın ilk kullanımlarından biri bu albümde yer alıyor (üstelik Brian Eno'dan -Roxy Music- daha önce!). Çalanlar ise Battiato ile birlikte Milanolu deneysel müzisyen Roberto Cacciapaglia. Onlara Riccardo Pirolli'nin akustik gitarı eşlik ediyor.


Albüm biri İtalyanca diğeri İngilizce olmak üzere iki versiyon halinde kaydedilmiş. Ancak İngilizce versiyon 1999 yılına kadar günışığına çıkmamış. Albümün kapağında yer alan "fetüs" ise Gianni Sassi'ye ait bir dizayn. O döneme göre o kadar şoke edici ki pek çok müzik dükkânı, plağı raflarında sergilemeyi reddediyor.

Şarkılara ve şarkı sözlerinin Türkçelerine geçmeden önce birkaç not daha eklemek istiyorum: Fenomenologia isimli şarkı x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ) formülüyle kapanıyor. Bu kısım albümün temasının matematiksel ifadesi olarak kabul edilebilir. Aslında bu iki matematiksel ifade, aynı grafik üzerinde gösterildiği takdirde, aynı boyuta sahip fakat bir gamma birimiyle fazlandırılmış iki sinüs eğrisini temsil ediyor; ki bu DNA sarmalının iki boyutlu gösterimi anlamına geliyor (işte albümün ana teması). Meccanica isimli şarkının sonunda ise Apollo 11 ekibinden Neil Armstrong ve Edwin Aldrin'in, ve dönemin ABD başkanı Richard Nixon'ın konuşmaları duyuluyor.

1. Fetus (Fetüs)


Non ero ancora nato
Che già sentivo il cuore
Che la mia vita
Nasceva senza amore
Mi trascinavo adagio
Dentro il corpo umano
Giù per le vene
Verso il mio destino
***
Henüz doğmamıştım
Ki yine de hissediyordum kalbimde
Hayatımın
Aşk olmadan doğuyor olduğunu
Sürükleniyordum yavaşça
İnsan bedeni içine
Damarlardan aşağıya
Kaderime doğru

2. Una cellula (Bir hücre)


Cambieranno le mie cellule
E il mio corpo nuova vita avrà
Le molecole che ho guaste
Colpa dell'ereditarietà
Sarò una cellula
Fra motori
Come una cellula
Vivrò
Viaggeremo più veloci della luce
Intorno al sole
Come macchine del tempo
Contro il tempo che non vuole
Sarò una cellula
Fra motori
Come una cellula
Vivrò
***
Değişecek hücrelerim
Ve bedenim kavuşacak yeni hayata
Sahip olduğum zarar görmüş moleküller
Kalıtımın hatası
Bir hücre olacağım
Dişliler arasında
Bir hücre gibi
Yaşayacağım
Yol alacağız ışıktan daha hızlı
Güneşin etrafında
Zaman makineleri gibi
İstemeyen zamana karşı
Bir hücre olacağım
Dişliler arasında
Bir hücre gibi
Yaşayacağım

3. Cariocinesi (Çekirdek bölünmesi)


Un nucleo si divide
E due sono le vite
E quattro e otto ancora
In giusta progressione
Processo di magia
Processo forse cieco
O forse illuminato
Da memoria senza passato
Un nucleo si divide
L'errore lo interrompe
E dentro il meccanismo
Un velo che si chiama caso.
***
Bir çekirdek bölünüyor
Ve orada iki yaşam
Ve dört ve sekiz şimdiden
Doğru bir ilerleyiş
Sihirli bir süreç
Belki kör bir süreç
Ya da belki aydınlık
Geçmişi olmayan bir anıdan
Bir çekirdek bölünür
Bir hata onu kesintiye uğratır
Ve mekanizmanın içinde
Kader adı verilen bir bahane

4. Energia (Enerji)


Ho avuto molte donne in vita mia
E in ogni camera ho lasciato qualche mia energia.
Quanti figli dell'amore sprecato io,
Racchiusi in quattro mura, ormai saranno
Spazzatura.
Se un figlio si accorgesse che per caso
È nato fra migliaia di occasioni
Capirebbe tutti i sogni che la vita dà
Con gioia ne vivrebbe tutte quante le illusioni.
Quante lacrime ho strappato senza mai piangerci su,
Quante angosce ho provocato per godere un po' di più,
Quante frasi false ho detto quante strane verità
Per fare sul mio metro questa personalità.
***
Hayatımda çok kadın oldu
Ve her odada bıraktım bir kısmını enerjimin.
Ne kadar da çok aşk çocuğunu harcadım ben,
Dört duvar arasında, onlar herhalde artık
Çöptür.
Eğer bir çocuk fark ederse şans eseri
Binlerce olasılıktan yalnızca biri olarak doğduğunu
Hayatın sunduğu tüm düşleri anlayabilir
Bütün o illüzyonları neşeyle yaşayabilir.
Ne kadar çok gözyaşı döktüm, hiç ağlamadan
Ne kadar çok acıya sebep oldum, biraz daha eğlenebilmek için
Ne kadar çok yanlış söz söyledim, ne kadar tuhaf gerçek
Ölçmek için bu kendi kişiliğimi.

5. Fenomenologia (Fenomenoloji)


È incerto il processo mentale,
La voce è marmo e cemento
E vivo malgrado me stesso...
Difficile attuare il controllo,
Attorno i miei occhi c'è nebbia,
I contorni si fanno imprecisi...
Ho già scordato la mia dimensione
E forze sconosciute mi strappano da me...
L'esotomia, l'ibm-azione,
De-cloro-de-fenilchetone,
Essedi-etilizzazione
Han dato vita
Alla programmazione.
x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ)
***
Zihinsel süreç belirsiz
Ses, mermer ve çimentodan
Ve yaşıyorum, kendime rağmen...
Kontrolü sağlamak zor,
Gözlerimin etrafı puslu,
Sınırlar müphem...
Boyutlarımı unuttum bile
Ve bilinmeyen güçler beni kendimden ayırıyor...
Ezotomi, ibm-hareketi,
Fenilketon klorür,
Etilizasyon, [bu kısımlardaki sözlerin bazıları hiçbir dilde yok, Battiato uyduruyordu, ben de uydurarak çevirdim]
Bu programlamaya hayat veriyorlar.
x1 = A*sen (ωt), x2 = A*sen (ωt + γ)

6. Meccanica (Mekanik)


Meccanici i miei occhi
Di plastica il mio cuore
Meccanico il cervello
Sintetico il sapore
Mechaniche le dita
Di polvere lunare
In un laboratorio
Il gene dell'amore.
***
Mekanik gözlerim
Plastikten kalbim
Mekanik beynim
Sentetik tat
Mekanik parmaklarım
Ay tozundan yapılma
Bir laboratuvarda
Aşk geni.

7. Anafase (Anafaz)


Varcherò i congini della terra
Verso immensità...
Sopra le astronavi
Verso le stazioni interstellari
Viaggerò...
***
Aşacağım sınırlarını yeryüzünün
Sonsuzluğa doğru...
Uzay gemilerinin üstünde
Yıldızlararası istasyonlara doğru
Seyahat edeceğim...

8. Mutazione (Mutasyon)


Millenni di sonno mi hanno cullato
Ed ora ritorno. Qualcosa è cambiato
Non scorgo segnale che annunci la vita
Eppure l'avverto ci son vibrazioni.
Che cosa vedranno tra poco i miei occhi
Magari saranno dei corpi di pietra
Li sento arrivare, li sento arrivare...
***
Binlerce yıllık uyku salladı beşiğimi
Ve şimdi dönüyorum. Bir şeyler değişti
Hayat belirtisi yok
Yine de fark ediyorum ki, titreşimler var
Gözlerim ne görecek az sonra
Belki taştan mamûl vücutlar
Geldiklerini hissediyorum, geldiklerini hissediyorum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...