8 Mayıs 2009

- Bye! - (Click)

Bu gâvur filmlerinde, dizilerinde görüyoruz. Bizim ananelerimize, örf ve geleneklerimize asla uymayan bir sürü şey var, kabul. Fakat öyle bir şey var ki ben bunu kabullenemiyorum. Kendimi o an "bye!" diyen insanın yerine koyuyorum, kabullenemiyorum yahu.

Diyelim iki insan telefonda konuşuyorlar. Filmlerdekini diyorum. İkisi erkek olur, biri kadın biri erkek olur, ikisi de kadın olur... Cinsel tercihleri falan önemli değil. Konuşma ne kadar "olumlu" olursa olsun, ne kadar gönülden, ne kadar sevgi dolu olursa olsun bu konuşmaların %87.38'i şu şekilde bitiyor:

- Högöy högöy högöy.
- Heger heger heger.
- Bye!
- (Click)

"Bye!" demiş olan ve suratına telefon kapatılan insan ise gülümsemeye devam ediyor. (Click) yapan genelde "cool" oluyor gerçi. Bazen (click) yapan da gülümsüyor falan; ama daha ziyade cool oluyor işte. İkisi de mutlu mesut hayatlarına devam ediyorlar. Bu nasıl ilişki, nasıl arkadaşlık, nasıl dostluk, nasıl sevgililik, nasıl annelik, nasıl babalık? Lanet olsun tamam mı!

She's Guilty!

Al işte, Alman fotoğrafçı Ilse Bing bu. 1931 yılında böyle bir fotoğraf çekmiş. Gezegendeki kızların (gezegendeki son gemiye binip çek git) 2000'lerde geleceği durumun müsebbiplerinden biri olduğunun farkında değil. Hey gidi...

Yok lan, güzel foto.

3 Mayıs 2009

Futbol, alkış ve yalnızlık

Bir ev arkadaşım var benim. Kendisi benden epeey büyük, kocaman adam olmuş maşallah, tütütü, nazar değmesin. 40 yaşında falan herhalde. Neyse, fanatik bir Fenerbahçeli. Bu gece de Beşiktaş - Fenerbahçe maçı vardı malum. Hasan abi kendi odasında kurmuş düzenini, Digiturk falan, izliyor maçı. Ben kendi odamda takılırken içeriden alkış sesleri duyuyorum. Bağırma yok bugün (normalde bağırırdı). Sanırım Fenerbahçe'nin şampiyonluk iddiası kalmadığından bağırmıyor; ama ne zaman içeriden bir alkış sesi duysam anlıyorum ki Fenerbahçe gol atmış. Öyle bir iki alkış değil ha, 30 saniye falan sürüyor bu alkışlar. Maç sırasında iki kez alkış alarmı aldım, tamam dedim Fenerbahçe iki gol atmış. Biraz önce de son alkışları aldım, saate baktım, dedim herhalde maç bitti, onu alkışlıyor. Hakikaten onu alkışlıyormuş.

Sorarım size, bir odada yalnız başına maç izlerken golü ve maçın güzel bir skorla bitmesini bilinçli olarak uzun uzun alkışlamak nasıl bir davranıştır yahu? Bilemedim ben. Bağırsan daha mantıklı lan, valla bak, heyecan olur bağırırsın bilmemne. Hadi bağırırken alkışlamayı da anlarım, eller boş durmasın; ama sadece alkışlamak? Bana göre değil. Sorry, bye.

22 Nisan 2009

Tire'deki Fantastik Atatürk Büstü

Tire'de "hükümet konağı"nın bahçesinden bir görüntü. Büstün şekli hakkında yorum yapmak istemiyorum.

5 Nisan 2009

Türkçe Harfler Marşı

Ben bunu görmemiştim, artık gördüm ya, rabbimden yok başka bir dileğim: Harfler Marşı.

"...yeni alfabenin ordu mensuplarına, öğrencilere ve halka daha kolay öğretilmesi için Eylül 1928’de Harfler Marşı güftelenmiş, bu güfte Atatürk’ün isteği ile, zamanın Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Zeki Üngör’ce bestelenmiştir." [1]

İnsan yeni Türkçe harfleri bununla da öğrenemezse hiçbir şeyle öğrenemez artık. Örümcek kafalının tekidir yani.

Madem öyle, sözlerini de iliştireyim şuraya:

a, o, u, ö, e, ö, ü, i
b, c, ç, d, f
g, h, j, k, l
m, n, p, r, s
ş, t, v, y, za, o, u, ö, e, ö, ü, i
b, c, ç, d, f
g, h, j, k, l
m, n, p, r, s
ş, t, v, y, z

Nedense ö iki kere geçiyor (demek en önemli harf bu), ı ve ğ ise yok (demek bunlar da kıytırık, gereksiz, gerçi kimileri ilk "ö"nün "ı" olduğunu iddia ediyor ama, pek öyle tınlamıyor). Yalnız kadın söylerken özellikle "g, h, j, k, l / m, n, p, r, s / ş, t, v, y, z" kısmında hüzünlenmemek mümkün değil!


Kayıtlı iki versiyonunu buldum, buyrunuz:

1.  https://www.facebook.com/video/video.php?v=180737484381
2.

***
[1] http://efd.mersin.edu.tr/dergi/meuefd_2006_002_002/pdf/meuefd_2006_002_002_0111-0122_Tunca.pdf

3 Şubat 2009

Losers never win

"Student A: ‘I got the new KRS-1 album. It’s great.’

Student B: ‘Cool. Could I borrow it sometime? I’d like to hear it.’

Student A: ‘No, I think we need to protect the copyrights of artists, record companies and publishers. Please go buy the CD yourself.’

Student B: ‘Loser.’"

Condry, Ian (2004) Cultures of music piracy: An ethnographic comparison of the US and Japan, in International Journal of Cultural Studies 7(3)).

25 Ocak 2009

Balık olmuş yüzüyorsun

Şer-refsizim Stevie Wonder. Gözlüğü takmış, biraz pudralanmış falan, dişleri de yaptırmış. Ver önüne klavyesini, piyanosunu, tuttur bi mikrofon. Acesko tusey diye giresi gelir.

Stevie Wonder, bizim için candır.

Yüz yıllık uykumdan uyandım.

11 Aralık 2008

Artık İngiltere diye bir şey yok adamım!


Birmingham'da yaşayan beyaz bir Reggae hayranı olan Jo-Jo, araştırmacı Simon Jones'a şöyle diyor:

"...artık 'İngiltere' diye bir şey yok... Hindistan'a hoş geldiniz kardeşlerim. Burası Karayipler!... Nijerya!... İngiltere yok adamım. İşte bizi bekleyen bu. Balsall Heath kaynama noktasının merkezi, çünkü dışarı çıktığımda sadece yarı Arap, yarı Pakistanlı, yarı Jamaikalı, yarı İskoç, yarı İrlandalıları görüyorum. Biliyorum çünkü ben de öyleyim [yarı İskoç, yarı İrlandalı] ... Ben kimim?... Söyleyin, ben nereye aitim? Siyahlarla, Pakistanlılarla, Afrikalılarla, Asyalılarla, adını sen koy, birlikte büyüdüm... Peki ben nereye aitim?... Ben bir parça hepsiyim. Dünya bana ait... Jamaika'da doğmadık... 'İngiltere'de de doğmadık. Burada doğduk, adamım. Burası bizim. Ben böyle görüyorum. Olanları bu şekilde ele alıyorum."

Hebdige, Dick (2003[1987]) Kes Yapıştır: Kültür, Kimlik ve Karayip Müziği, çev. Çağatay Gülabioğlu. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Tel'in hakkı

"Hiç kimse bir tınıyı, müziği sahiplenemez. Hiç kimse onu ne zapturapt altına alabilir ne de üzerinde telif hakkı iddiasında bulunabilir. En iyisi bunu hiç denememektir."

Hebdige, Dick (2003[1987]) Kes Yapıştır: Kültür, Kimlik ve Karayip Müziği, çev. Çağatay Gülabioğlu. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

22 Kasım 2008

Film: Dreamgirls (2006)

Geçenlerde Dreamgirls'ü izleme fırsatım oldu. Müzikallere çok hasta değilimdir, ama bir müzikal iyi yapılınca da gerçekten iyi oluyor. Bu da onlardan biri.



Öncelikle Ekşi Sözlük'te gördüğüm bir yorum üzerine iki cümle yazmak istiyorum, yazmasam ölürüm.

Deniyor ki; "İddiaya göre The Supremes'den esinlenmesine rağmen standart, fazla bir özelliği olmayan Broadway müzikali tarzı şarkılar içeren film. Gerçek Supremes muzigi Broadway için fazla 'siyah' olup Amerika'nin bağrından kopup New York'a gelen turistlere fazla gelir diye midir bilinmez."

Yok böyle bir şey canlar. Filmi 1 hafta önce falan izledim, soundtrack'ini ise şu an dinlemekteyim, adamlar tamamen 1960lar ve 70lerdeki r&b, Motown, soul ile 1970lerdeki disco akımlarını birebir yansıtabilecek şarkılar yapmışlar. Yalnız doğal olarak analog kayıt bilmemne kullanmadıkları için bir miktar 'modern' tınlamış o kadar. Motown, evet, 'siyah' bir müziktir, Detroit'in yerlisidir falan; ama Amerika Birleşik Devletleri'nin güneyinde yapılan soul müziğe göre daha melodik, daha sofistike ve daha poptur. Southern soul daha ziyade ritim üzerine kurulu ve daha çiğ olup zaman zaman blues etkilenimlerini abartırken northern soul ve Motown'da blues etkisi çok azdır ve müzik, melodi ve vokal armonileri üzerine kuruludur. Açıkçası şahsen kuzeyli soul'u daha çok severim.

Gelelim filmdeki hikayelere. Filmi izlemeden önce The Supremes ve Motown Records üzerine kurulu olacağını düşünüyordum, tam öyle değilmiş. En azından bu işi 'birebir' yapmamış.

Tamam, The Supremes meselesi gerçek öyküye oldukça yakın. Deena Jones (Beyoncé), Diana Ross olmuş; Lorrell Robinson (Anika Noni Rose), Mary Wilson olmuş; Michelle Morris (Sharon Leal), Cindy Birdsong olmuş. Effie White (Jennifer Hudson) ise Florence Ballard olmuş, ama tam da olmamış. Yani mesela ses olarak tutmuyor, Florence Ballard öyle Aretha Franklin gibi sesi olan ve kilolu bir kadın değil. O karaktere Aretha'yı da katmışlar gibi olmuş.

Onun dışında Jamie Foxx'un canlandırdığı Rainbow Records'un kurucusu olarak kurgulanmış Curtis Taylor, Jr. karakteri Motown'un kurucusu ve zamanında Diana Ross'la da beraber olan Berry Gordy, Jr.'ı andırıyor, fakat yalnızca andırıyor. Hikâyeyi renklendirmişler, bir sürü şeyi çıkarmış bir sürü şeyi eklemişler. Eh olsun tabii canım, lafım yok.

Sonracığıma Eddie Murphy'nin canlandırdığı James "Thunder" Early karakteriyle Motown'la alakalı alakasız pek çok soul müzisyeni tek bir kimlik altına sokulmuş. Ne bileyim bazı diyaloglardaki göndermeler James "Thunder" Early karakterinin erken dönemi için Jackie Wilson benzerliğini akıllara getiriyor. Sonra bir ara kafaya bereyi geçiriyor ve "Patience" diye bir şarkı yapıyor; birebir 1971 Marvin Gaye'i, "What's Going On" dönemi. Sonracığıma bir ara bir konserde sapıtıyor ve James Brown'a dönüşüyor falan. Böyle bir karma oluşturmuş gençler. Biraz daha incelenirse belki başka müzisyenlerin izleri de saptanabilir.

Son olarak bir de Keith Robinson'ın canlandırdığı C.C. White karakteri var. Filmde Effie'nin kardeşi ve aynı zamanda The Dreamettes'in (sonradan The Dreams) şarkılarını yazan adam. Hatta Rainbow Records'un şarkı yazarı falan oluyor. Burada bir Smokey Robinson göndermesi mevcut. Motown Records'un ilk dönem önemli şarkı yazarlarından ve şarkıcılarından biriydi kendisi, malûmunuz. Tabii bu da pek tutmuyor, Smokey Robinson, Motown'daki herhangi bir müzisyenin kardeşi değildi ve yalnızca beste yapmakla uğraşmıyordu.

Özetle film, Motown Records'la ilgili minik ipuçları, The Supremes'le ilgili ise daha büyük ipuçları taşımakla birlikte, bunların gerçek hikâyesi niteliğini taşımıyor. Arada yine diğer Motown, r&b ve soul gruplarına dair göndermeler de içeriyor: The Campbell Connection'ın The Jackson 5 olmadığını kimse iddia edemez mesela. Motown dışından adamlara da gönderme yapmışlar: Misal The Family Funk, Sly & the Family Stone'u andırıyor falan filan. Ha bu demek değil ki "keşke daha gerçekçi olsaydı". Hayır, sadece konuyla ilgili çok bilgi sahibi olmayan yeni nesli aydınlatayım istedim (yaşım 87). Hani sanmasınlar ki bu film The Supremes'in ve Motown'ın gerçek öyküsünü anlatıyor. Arada dokunduruyor, o kadar. Güzel mi? Güzel. Mis gibi mi? Mis gibi. Nefis bir kurgu, su gibi akan siyah müzikler... Daha ne olsun? Haydi bakalım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...